|
|||||||||
I) Seriat hükümlerindeki çeliskiler, ve tutarsizliklar konusunda din adami'nin olumsuz tutumu:
II) Çeliskilerin nedenleri ve din adami'nin bu nedenlerden habersizligi:
Seriat ortaminda ve din adami'nin elinde yetisen kisilerin ortak özelligi, birbirine ters, birbirine zit ve birbirini cerheden seyleri ayni zamanda benimseyebilmektir. Bundan dolayidir ki müslüman kisi, hem bir yandan "Islam dini hosgörü dini'dir" diyebilir ve hem de ayni zamanda Kur'an'in: "Islam'dan gayri bir din'e inananlar sapiktirlar" seklindeki hükmünü benimseyebilir. Bu iki düsüncenin birbirine zit, birinin tersi oldugunu düsünmez. Hem bir yandan Kur'an'in "Din'de zorlama olmaz" seklindeki hükmüne sarilabilir ve hem de ayni Kur'an'in, "müsrikleri" (puta tapanlari) Islam'a zorlamak için, "Müsrikleri Öldürünüz" seklindeki emrini rahatlikla uygulayabilir. Bu iki davranisin çeliskili ve bagdasmaz oldugunu farketmez.
Bir yandan "Tanri dileseydi puta tapmazlardi" seklindeki seriat hükmüne inanirken diger yandan puta tapanlarin Cehenneme atilacaklarina dair hükmü dogal kabul etmekten geri kalmaz ve bu iki hükmün çelisir seyler oldugunu düsünmez.
Bir yandan "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse ... kalbini dar ve sikintili kilar" seklindeki hükme inanir fakat ayni zamanda bu hükmün uzatmasi olan "Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir" seklindeki satirlari dogal bulur. Bu iki hüküm arasinda çelisme oldugunu aklindan geçirmez.
Bir yandan "Seriat dini, kadini yüceltmistir, yirminci yüzyilin ulasamadigi haklara eristirmistir; kadinin sahsiyet haklarina saygilidir, kadin erkek esitligini öngörür" seklinde konusurken diger yandan: "Kadinlar aklen ve dinen dun yaratiklardir; erkeklerin kadinlardan bir üstün dereceleri vardir; iki kadinin tanikligi bir erkegin tanikligina bedeldir; mirasta erkegin payi iki disinin payi kadardir; namazi bozan seyler esek, kara köpek, domuz ve kadin'dir; kadinlar insanin karsisina seytan gibi çikarlar; Cehennem'in çogunlugu kadinlardan olusur, vs..." seklindeki hükümleri öne sürebilir ve bunu yaparken çeliskiye düstügünü bilmez.
Sayisiz denecek kadar çok bu örneklerin ortaya vurdugu sonuç sudur ki seriat verileriyle yetisen kisi birbiriyle çeliski halinde bulunan din verilerini gerçegin ta kendisi olarak kabul etmekten geri kalmaz. Bu hükümlerin "kutsalligina" ve "mutlak gerçekligine" öylesine inanmistir ki bunlarda "çelisme", "tutarsizlik" ya da "bagdasmazlik" diye bir sey olabilecegini kabul etmez. Kabul etmek söyle dursun fakat kabul edenleri dinsizlikle suçlamaga hazirdir. Çünkü zekasi, seriat'in olusturdugu ortam içerisinde körletilmistir ve bu ortami olusturan da esas itibariyle din adamidir. Din adami'nin ona belettigi sudur ki Kur'an: "Dogrulugu süphe götürmeyen kitab'tir" (K.2 Bakara 2) ve "Eger o, Allah'tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda bir çok tutarsizlik (bulunurdu)" (K. 4 Nisa 82)
Ancak ne var ki akilci bir gözle Kur'an'i okumaga basladigimiz an, daha ilk satirlarindan itibaren çelismeli hükümleri karsimizda bulur ve okumaga devam ettikçe bunlarin çoklugu içerisinde kayboluruz. Sadece bir kaç örnekle yetinmek üzere En'am Suresi''nden bazi hükümlere göz atmakla ise baslayalim: 107ci ayet söyle der: "Tanri dileseydi puta tapmazlardi" (K. 6 En'am 107). Bir kaç ayet ilerde su vardir: "Allah dilemedikçe inanmazlar" (K. 6 En'am 111) Bundan anlasilan sudur ki inanmak ya da puta tapmak Tanri'nin dilegine baglidir ve eger Tanri dilemis olsaydi kisiler puta tapmazlardi.
Ancak ne var ki bu ayni En'am Sure'sinde: "... puta tapanlardan yüz çevir" (K. 6 En'am 106) diye yazilidir. Bunu pekistirir nitelikte olmak üzere Tevbe suresi'nde de puta tapanlarin öldürülmelerini emreden su ayet vardir: "...Müsrikleri (puta tapanlari) buldugunuz yerde öldürün,.." (K. 9 Tevbe 5). Yani din adami'nin belletmesine göre Tanri kisiyi hem "putperest" (müsrik) birakmistir, ve hem de "putperest'tir" diye cezalandirmaktadir.
Yukardakine benzer bir diger örnek En'am Suresi'ndeki su ayet'dir: "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir" (K. 6 En'am 125). Dikkat edilecegi gibi ilk iki tümce ile son tümce çeliski halindedir. Çünkü ilk iki tümceye göre kisi'yi "Müslüman" ya da "Kafir" yapan Tanri'dir; fakat Tanri, kafir yaptiklarini Cehennem'e atmaktadir.
Yine din adami'nin beletmesine göre Bakara Sure'sinin 6.ayet'i söyle der: "Süphe yok ki, inkar edenleri (kafir olanlari), baslarina gelecekle (azab ile) uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar" (K. 2 Bakara 6). Bu ayet'in hemen arkasindan su ayet gelir: "Zira Allah onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürlemistir; gözlerinde de perde vardir ve büyük azab onlar içindir" (K. 2 Bakara 7). Görülüyor ki kisileri "kafir" yapan, onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürleyen Tanri'dir. Fakat böyle oldugu halde Tanri "kafir" yaptiklarini, büyük bir azab'a sokacaktir.
Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'nin insanlari, hem gözlerini ve kulaklarini mühürleyip kafir yapmasi ve hem de cezalandirmasi çelismeli ve tutarsiz bir davranistir. Fakat din adami bu hükümleri, sanki ortada çelisme yokmus gibi müslüman kisinin beynine sokusturuverir.
Yine bunun gibi Bakara Sure'sinde "Dinde zorlama yok" (K. 2 Bakara 256) diye yazilidir. Din adami buna dayanarak Islam'in hösgörü dini oldugunu söyler. Söylediklerini pekistirmek maksadiyle: "Süphe yok ki bu (Kur'an) bir ögüttür. O halde dileyen Rabbine götüren yolu tutsun..." (K. 73 Müzemmil 19) ya da "Muhakkak ki bu kitap bir ögüttür. Kim dilerse ondan ögüt alir..." (K.74 Müddessir 54-55) seklindeki hükümleri okur. Buna benzer diger ayet'leri ya da hadis'leri okuyarak seriat dininde inanç özgürlügü oldugunu savunur.
Fakat bunu yaparken, söyledikleriyle çeliskiye düsercesine, Islam'dan baska "gerçek din" olmadigini, bildiren, baska din ve inanca yönelenleri "sapik" ya da "kafir" olarak ilan eden, ya da Tanri'ya es kosanlari (müsrik'leri) ölüme götüren, daha baska bir deyimle inanç özgürlügünü ve hosgörüyü kökünden silen hükümleri siralar. Örnegin Kur'an'daki "Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün" (K. Tevbe 5; Al-i Imran 85) seklindeki emirleri açiklar. Ya da "Kitab Ehli" olanlara (yani Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi savas açilmasini, Islami kabul ettirene ya da "Cizye" (kafa parasi) alinana kadar bu savasin sürdürülmesini öngören hükümleri belletmekten geri kalmaz. Islam dini'nin bu hükümlere dayali olarak yayildigini, Muhammed'in bu maksatla savaslar yaptigini, ölüm döseginde iken "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" diye vasiyette bulundugunu anlatmaktan bikmaz. Dinde "zorlama" olmadigini bildiren hükümlerle, "zorlamayi" öngören hükümlerin (ve eylemlerin) yan yana, içiçe bulunmasini çeliski saymaz.
Bundan dolayidir ki din adaminin elinde egitilen halk, bir yandan: "Iyilik ve fenalik bir degildir... Sen fenaligi en güzel sekilde sav; o zaman seninle arasinda düsmanlik bulunan kisinin yakin bir dost oldugunu görürsün..." (K. 41 Fussilet 34) seklindeki hükümleri bellerken, diger yandan bu bellediklerine ters düsen: "Ey inananlar...size kisas farz kilindi...Ey akil sahipleri kisas'ta sizin için hayat vardir..." (K. 2 Bakara 178-9), ya da ":Bir kötülügün karsiligi, ayni sekilde bir kötülüktür..." (K. 42 Sura 40) seklindeki hükümleri ezberler ve hangi kötülüge hangi kötülükle karsi konulacagini da : "... hür ile hür insan, köle ile köle, kadin ile kadin..." (K.2 Bakara 178) ya da "... onlara can cana, göze göz, buruna burun, kulaga kulak, dise disle ve yaralara karsilikli ödesme yazdik...Allah'in indirdigi ile hükmetmeyenler, iste onlar zalimlerdir..." (K.5 Maide 45 ayrica bkz. Bakara 179) seklindeki hükümlerle ögrenir. Bir yandan öç almayi farz kilan bu emirlerle, ya da: "Sen de müsrikleri hicvü zemmet, yahud onlarin hicivlerine mukabelede bulun, Cibril'de seninle beraberdir" seklindeki Hadis'lerle 186 hasir nesir olurken diger yandan: "Her kim öç almayip bagislarsa iste bu hareket büyüklerin karidir" (K.42 Sura 43) seklindeki hükümleri okur. Bu çelismeli hükümler arasinda kuskusuz ki kendi egilimlerine en uygun olani ve çogu zaman "göze göz, kulaga kulak, dise dis... " seklindeki Kisas yollarini seçer. Bu seçimi yaparken Tanri'nin "muntakim" (yani intikamci) olduguna dair Kur'an ayet'lerini ya da Muhammed'in de vaktiyle kendi düsmanlarindan intikam aldigini, Kisas hükümlerini uyguladigini düsünerek "vicdanen" rahatlik hisseder. Çünkü akli ve zekasi bu çeliskilerle yogurulmustur ve çünkü din adami ona "çeliskileri" sanki "çeliski degilmis" gibi göstermistir.
Din adami'nin elinde egitilen kisi, sadece seriat verileri arasindaki çeliskileri degil fakat fikirsel baglantisizliklari, uyumsuzluklari ya da kopukluklari da olagan seymis gibi kabule hazirdir. Örnegin Kur'an'daki Sure'lerin ya da ayet'lerin ve bunlarda yer alan konularin bilimsel bir siralamasi diye bir sey yoktur. Bir konu'nun biteviye islenmesi diye de bir sey yoktur. Birbirleriyle ilgisi bulunmayan çesitli sorunlar ve konular birbirlerinin içine girmistir. Örnegin ibadet'le ilgili hükümler hukuk'la ilgili hükümlerle, ya da efsanevi olaylarla karma karisik bir sekilde, iç içedir. Belli bir konuyla ilgili olay anlatilirken hiç yeri ve ilgisi olmadan bir baska olaya geçiliverir. Kisaca fikir edinmek üzere bir iki örnekle yetinelim ve Kur'an'in 2.ci Sure'si olan Bakara Suresi'ne göz atmakla ise baslayalim: Sure'nin 225 ila 238 ayet'lerinde "bosanma" ve "hülle" sorunlari ele alinmistir. Hukuk'la ilgili bu hususlar kurallara baglanirken birden bire karsiniza, bu sorunlarla ilgisi bulunmayan namaz kilma usulleri çikar ki ibadet'le ilgilidir (K. 2: 238-239). Iki ayet'ten ibaret bu hususun hemen arkasindan hukuk'la ilgili "bosanma" konusuna dönülür (K. 2: 240-242) hemen sonra, ve yine hiç ilgisi bulunmadigi halde, "savas" konusuna atlanir ve vaktiyle Yahudilere savas farzolundugu belirtilir, Talud ve Calud ordularinin bozguna ugratilmalari hikaye edilir ve yeryüzü düzeninin, insanlarin birbirleriyle bogazlastirilmasi suretiyle saglandigi anlatilir (K. 2: 244-252)
Gelisi güzel bir baska örnek olmak üzere "Ankebut" Sure'sini alalim. Söylendigine göre bu Sure'nin ilk on ya da ondört ayet'i Medine'de, geri kalan 59 ayet'i ise Mekke dönemi esnasinda Kur'an'a konmustur. Sure'nin basindaki ilk ayet'lerde Bedir savasinda ölenlerin sikayetlerine karsilik: "Hak ugrunda cihad eden ancak kendisi için etmis olur..." (K. 29: 6) seklinde yanit verilirken Ibn Ebu Vakkas ve anasi Hamna ile ilgili hikayelere yer verilmistir. Oglunun müslümanligi kabul ettigini ögrenerek üzülen ve müslümanligi terkedinceye kadar açlik grevi yapacagini söyleyen Hamna vesilesiyle Tanri'nin güya: "Eger ana baba, bana ortak kosman için seni zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme" (K. 2: 8) 187 seklinde konustugu yazilidir. Sure'nin 14ci ayet'inden sonraki kismi Mekke döneminde indigi için çok farkli konulara geçer ve Nuh'un , Ibrahim'in gönderilmesine atlar. Ibrahim'den söz ederken birden bire onu birakip Muhammed'e geçer ve (K. 29:18-23) sonra yine Ibrahim hikayesine döner ve biraktigi yerden alip devam eder (K. 29: 24-26); ederken de daha önceki bir Sure'de (ki 21. Sure olan Enbiya Suresi'dir) söyledigini (yani Tanri'nin onu atesten nasil kurtardigini) yeniden anlatir (K.21: 60-69), sonra Ishak ve Yakub'a ve Lut'a geçer (K. 29:27-28), ve sonra onlari birakir tekrar Muhammed'e döner (K. 29:29), sonra tekrar Ibrahim'e döner (K. 29:31) ve bu sefer daha önceki bir Sure'de (ki 11.ci Sure olan Hud Sure'sidir) söylemis olduklarini tekrarlar, sonra Suayb'in Medyen'e gönderildigine dair hikaye'ye geçer(K. 29: 36) ve bu sefer A'raf Suresi'nde (ki 7.ci Sure'dir) anlattiklarini yeniden tekrarlar, hemen sonra Ad ve Temud asiretleriyle ilgili masallara atlar (K. 29: 38), oradan Firavun ve Haman'a ve Musa'ya ait hikayeleri siralar.
Bazan ibadetle, hukukla ve efsane ile ilgili hususlar birbiri içine geçmis olarak yer almistir: örnegin Mü'minun suresi'nin basinda müslüman kisilerin, baskalarinin yaninda utanilacak yerlerini açmamalari emredilirken, ahitlere riayetin ve namazlarin vaktinde kilinmasinin geregi belirtilir, sonra birden bire insanin topraktan nasil yaratildigi, yer'in ve gök'ün nasil olusturuldugu, gökten nasil ölçü ile su indirildigi eklenir (K. 23: 12-21) Nuh ve diger peygamberlerle ilgili hikayelere geçilir (K. 23: 58) ve sonra "Ayet'lerimiz size okunuyor, siz ise gerisin geriye dönüyor, kibirleniyor (Kur'an hakkinda) ileri geri sözler söyleyor, ondan yüz çevirip uzaklasiyorsunuz" (K. 23: 67) seklindeki yakinmalara geçilir, daha sonra "(Tanri) asla ogul edinmedi" (K. 23: 92) diyerek devam edilir.
Bir diger örnek olarak Al-i Imran Suresi'ni ele alalim. Bu sure'de Uhud savasindan söz edilirken (K. 3 Al-i Imran 121-129) birden bire faiz yasaklarina geçilir (K. 3:30), hemen sonra Uhud savasi ile ilgisi bulunmayan baska konulara atlanir (K. 3: 130-142) ve tekrar Uhud savasi'nin anlatimina dönülür (K. 3: 143-148). Uhud bozgunundan dolayi Tanri'nin müslümanlari sorumlu tuttugu ve cezalandirdigi görülür (K. 3: 152-153); ancak ne var ki hemen akabinde Uhud felaketi'nin, Tanri'nin müslümanlari sinamasi, denemesi oldugu belirtilir (K. 3: 152)
Bu tür tutarsizliklar, uyumsuzluklar ve çeliskiler hemen her Sure'de kendisini gösterir. Bundan dolayidir ki Kur'an egitiminden geçmis kisilerin düsünce yasaminda genellikle fikir silsilesi diye bir sey söz konusu olmaz.
I) Seriat hükümlerindeki
çeliskiler, ve tutarsizliklar konusunda din adami'nin
olumsuz tutumu:
Seriat hükümleri içerisindeki çelismeler
ve tutarsizliklar konusunda din adaminin bilim disi ve olumsuz bir
tutumu vardir ki o da her seyden önce insan aklinin
yetersizligini öne sürmek ve örnegin :
"Çeliskiler bize göredir, Tanri'ya ve Peygambere
göre degildir" deyip isin içinden siyrilmaktir. Hani
sanki "çelismeler", insanlarin gözünde "serab"
gibi bir seydir ve aslinda yoktur da insanlar "çelisme
varmis" gibi görüyorlardir!
Oysa ki çelismelerin varligi, daha islamin ilk anlardan
itibaren farkedilmis ve gerek din bilginlerini ve gerek
yöneticileri güç durumlara
sürüklemistir. Örnegin Halife Osman, ya da
Abdullah Ibn-i Amr gibi ünlüler Kur'an'daki ayet'lerin
birbirleriyle çelisir olmasi yüzünden bazi
hususlarda fetva veremez durumda kalmislardir 188.
Seriat verileri içerisindeki çelismelerin varligini
inkar etmek üzere din adami'nin basvurdugu diger bir yol,
Kur'an'in Tanri'dan gelen "son ve tek gerçek" Kitab
olduguna, ve "geçmiste ve gelecekte onu batil kilacak
olmadigina" (K. 41 Fussilat 41-2), ve Kitab'da bulunanlarin "kesin
gerçekler olup bunun disinda baskaca gerçek
olamayacagina" (K. Meariç 51), ve "yeryüzündeki
her seyin apaçik Kitab'da tespit olunduguna" (K. Necm 75)
dair ya da buna benzer hükümleri siralamaktir. Bunu
yaparken sirtini özellikle su ayete dayar: "... Allah
katindan gayri bir yerden gelseydi, (Kur'an'da) birbirini tutmaz
bir çok seyler bulurlardi..." (K. 4 Nisa 82).
Öte yandan din adami, çelismelerin ve
tutarsizliklarin ortaya çikmasini önlemek üzere
sunu hatirlatir ki Kur'an ve Hadis hükümlerini
tartismak, yalanlamak ve bunlar üzerinde süpheci olmak
ya da bunlarda çeliski ve tutarsizlik oldugunu
söylemek "günahtir", "dinsizliktir", "Tanri'ya ve
peygamberine karsi gelmektir". Bu hükümler
çelismeli görünse de, akla ve müspet ilme
ters düsse de, bunlari hiç bir elestiriye ve
tartismaya girismeden olduklari gibi kabul etmek gerekir.
Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere din adami: "Allah
ve pey gamberine karsi gelenler ... alçaltilacaklardir...
Biz apaçik ayet'ler indirmisizdir, bunlari inkar edenlere
alçaltici ceza var..." (58 Mücadele 5), ya da: "Allah
ve Resulü bir ise hükmettigi zaman (inananlara) artik
islerinde baska yolu seçmek yarasmaz. Allah'a ve Peygambere
baskaldiran süphesiz apaçik bir sekilde sapmis
olur..." (K. 33 Ahzab 36) seklinde hükümleri
gösterirken "Allah'in hükmüne uygun hüküm
vermeyen kafirdir" (K. 5 Maide 44) ayet'ini ekler, ve benzer
ayet'lerle "süphe" etmenin ya da Kur'an'da çeliski
oldugunu söylemenin dinsizlik sayilacagini bildirir. "Dini
islerde asiri inceleyip sik dokuyanlar helak olacaklardir"
seklindeki hadis hükümlerini belirterek soru sormanin ve
soru yolu ile din verilerine karsi gelmenin yasak oldugunu anlatir
189.
Kur'an'da çeliski olmadigini savunmak maksadiyle din
adaminin basvurdugu bir diger yol, bazi ayet'lerin bazi ayet'lerle
kaldirildigini öne sürmektir. Oysa ki hangi ayet'lerin
hangileriyle kaldirildigi hususundaki görüs ayriliklari
bir yana ve fakat böyle bir iddia, hani sanki Tanri her seyi
diledigi gibi önce'den düzenleyemezmis ya da bilmezmis
ve bazi ayet'leri yanlislikla yerlestirmiste sonradan hatasinin
farkina varip düzeltmis gibi bir anlam tasir ki Tanri'yi
küçültmek sonucunu dogurur.
Kaldi ki Kur'an'daki çelismeler, kaldirilmadigi kesin
olarak bilinen ayet'leri kapsar ki bunlardan pek bariz olanlardan
biri, Ebu Talib'in ölümü vesilesiyle Muhammed
tarafindan Kur'an'a konmus olan su ayet'tir: "Allah kimi dogru
yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de
saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah
inanmayanlari küfür batakliginda birakir" ( 6 En'am
125).
Bu ayet'le anlatilmak istenen sudur ki Ebu Talib'in kalbini
müslümanliga açmayan Tanri'dir ve Tanri onun
müslüman olmadan ölmesini uygun bulmustur. Ancak
gerçek bundan çok farklidir.
Bilindigi gibi Muhammed, kendisini bir baba gibi yetistiren Ebu
Talib'i müslüman yapmak istemis fakat yapamamistir.
Yapamayinca sorumlulugu sirtindan atmak üzere Tanri'nin
keyfiligini öne sürmüs ve amucasinin
müslüman olmayisini bu keyfilige baglamak üzere
yukardaki formülü bulmustur. Ancak ne var ki ayet kendi
içerisinde çeliskilidir, çünkü bir
yandan Tanri'nin kisileri diledigi gibi saptirdigini belirtirken
diger yandan saptirdiklarini Cehennem'e attigini anlatmaktadir.
Konuya biraz ilerde tekrar dönecegiz, fakat simdilik
deginmek istedigimiz sudur ki seriat ortami içerisinde ve
din adaminin elinde yetistirilen insanlarimizin seriat verileri
konusunda süpheci olmalari, bu verileri elestiri konusu
yapmalari ya da tartismalari mümkün degildir.
Mümkün olmadigi içindir ki fikirsel gelisme
yoluna girmeleri ve akilci düsünceye yönelmeleri
güçtür. Düsününüz ki Ibn
Rüst gibi ünlüler bile Kur'an'daki kissa'lara
"masal" dedikleri için, din adamlari tarafindan dinsizlikle
suçlandirilmislardir 190.
|
[ e-mail the URL of this page ]
[top of page]
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Copyright© Internet Infidels® 1995-Present. All rights reserved.
|