|
|||||||||
Gelismemis toplumlarin özelliklerinden biri de kadini küçültmek, arka plana itmek, erkege kul duruma getirmektir. Avustrulya vahsilerinin yasamlarini inceleyen bilim adamlarinin izlemleri sudur ki vahsi kabile'lerde erkegin kadina karsi tutum ve davranisi pek olumsuzdur. Kadini asagi görmek, ona hükmetmek, hatta hasin ve sert davranmak erkegin sanindandir. Bu kabilelerde erkek, kendisine es alacagi kadini vahsi usullerle ele geçirir. Genellikle kadin dahi bunun böyle olmasini ister. Örnegin çesme basinda acaip sesler çikaran, bagirip çagiran kadin, bu davranisiyle es aradigini anlatmis olur. Bunu farkeden erkek, o kadini saçlarindan çeke çeke sürükleyerek evine götürür. Evlenme isi böylece tamamlanmistir.
Ilkel toplumlarda kadini dövmek yine erkegin sanindan olup erkekliginin adeta vazgeçilmez bir sartidir. Erkegin toplum içerisindeki yeri ve degeri buna göre olusur. Her kadin, kocasinin kendisine karsi sevgi besleyip beslemedigini, yedigi dayaga göre hesaplar. Hatta çogu zaman kendi kendisini yaralamak, vücudunda yara bere izleri yaratmak suretiyle komsularina, kocasindan dayak yemis oldugu kanisini yaratmak ister; gururunu bununla korumus oldugunu düsünür ve mutluluk hisseder. Çünkü bilir ki kocasindan dayak yemeyen kadini komsular, kocasi tarafindan sevilmeyen kadin gözüyle göreceklerdir 256.
Ne üzücüdür ki 21.inci yüzyil'a yaklastigimiz bu dönemde tüm Islam ülkelerinde halk yiginlarina ögretilen seyler arasinda kadinin "aklen ve dinen dun" olmasiyle, ya da iki kadinin tanikliginin bir erkegin tanikligina denk bulunmasiyle, ya da koca'nin karisina dayak atmasiyle, ya da kadinlarin çogunlugunun Cehennemlik sayilmasiyle, ya da "sutresiz" olarak namaz kilanin önünden "esek, köpek, kadin vs" gibi seylerin geçmesi halinde namazin bozulmasiyle ilgili (ve daha bunlara benzer nice) hükümler vardir.
Kendi ülkemizde Diyanet Isleri Baskanligi ve din adamlarimiz bu tür hükümleri insanlarimiza belletirler 257. Nice "aydin" geçinenlerimiz arasinda kadini dövmekle ilgili hükümleri gerekli ve hatta kadin bakimindan gurur yaratici nitelikte bulanlar vardir: kadinlara kocalarindan dayak yemenin faziletlerini anlatmaga çalisirlar. Avustrulya yerlilerinden farkli olduklari tek husus kadina atilacak dayagin "kadinin vucudunda fazla yara bere birakmayacak sekilde" olmasi gereginden ibarettir.
Bu vesile ile animsatalim ki kadini asagilatan hükümlerin bekçiligini yapmak hususunda din adami'nin en büyük destegi erkek sinifidir. Bu sinif, 1400 yil boyunca "kul" olarak seriat'in emirlerine boyun egen ve bundan dogma ezikligin tesellisini ancak din adaminin agzindan çikan "kadin aleyhtari hükümlerde" bulan bir siniftir. Bu hükümlere göre kadin sadece erkege itaat, onu hosnud kilmak, onun her türlü istek ve kaprislerine, sehvet isteklerine uymak durumunda degildir; sadece dayak yemek durumunda degildir; sadece bu yer yüzündeki esitsiz durumunun gelecek dünyada da devamina razi olmus degildir; bunun da ötesinde, her türlü küçültülmelere boyun egmek zorunlugu içerisindedir: "Namazi (bozan) seyler Köpek, esek, domuz ve Kadin'dir" ya da "Ugursuzluk üç seyde vardir: kari'da, ev'de ve at'da", ya da "(Cehennem'in çogunlugunu kadinlar olusturur)" ya da "Kadinlar fitne kaynagidir" ya da "Kadinlar insanin karsisina seytan gibi çikarlar" , ya da "Kadinlar küfürbazdirlar, nankördürler ve onlari bu kötülükte gececek bir baska yaratik yoktur" ya da "Kadinlar arasinda saliha kadin, yüz tane siyah karga arasinda alaca bir karga'ya benzer" seklindeki (ve daha nice benzeri) hükümler bunun nice örneklerindendir 258 .
Ve iste kadini bütün zavalli durumlarda tutabilmek için din adami, kadinin lehinde imis gibi görünen seriat hükümlerine sarilir. Örnegin "Kadinlarla hosca, güzellikle geçinin. Sayet onlardan hoslanmayacak olursaniz (tahammül edin, zira bilinmez) belki Allah sizin nefret ettiginiz bir seyi bol bol hayirla doldurmustur" der (Bkz. K. 4 Nisa 19) . Ya da: "Bir kimse kadinina bugz etmesin, zira hoslanmadigi huylari varsa, ona mukabil memnun olacagi huylari da vardir" seklinde ögütte bulunur; ya da "Analarin ayaklari altinda Cennet'ler yatar..." seklindeki hükümleri hatirlatir ki bunlar kadinlari hoslandirmaga yeter.
Ancak ne var ki bu hükümlerin her birinin altinda yine de kadini asagilatan hususlar gizlenmistir. Örnegin "Analarin ayaklari altindan Cennet'ler yatar" seklindeki sözler kadini yüceltmek için degil fakat erkegin hizmetine sokmak için söylenmistir; çünkü kadin Cennet'e gidebilmek için kocasi'nin iznini almaga ve alabilmek için de onu her hususta hosnud etmege mecburdur. Ancak bu sartla Cennet'e girebilir. Fakat Cennet'e girdikten sonra orada kocasiyle yasayacak degildir; çünkü kocasi Cennet'in hürileriyle basbasadir 259. Fakat kadinlar bunun böyle oldugundan genellikle habersiz bulunduklarindan sanirlar ki yukardaki hükümler kendilerini yüceltici nitelikte seylerdir. Ve iste bu tür hükümleri sergilerken din adami "Kur'an'in 14 asir önce ilan ettigi kadin haklari bugün hala ulasilamamis bir yüceliktedir" seklinde konusmaktan geri kalmaz 260.
Gerçek sudur ki kadin sinifini bu sekilde birazcik pohpohladiktan sonra, onlari artik erkegin hizmetine ve köleleligine sokmak kolaylasir. Bu konuda din adaminin elinin altinda sayisiz denebilecek kadar çok seriat hükümleri vardir ve o bunlari en büyük bir ustalik ve kurnazlikla kullanmasini bilir.
Bir kere her seyden önce "Allah kimini kimine üstün kilmasindan ötürü ve erkeklerin mallarindan sarf etmelerinden dolayi erkekler kadinlar üzerinde hakimdirler. Iyi kadinlar gönülden boyun egendir" (K. 4 Nisa 34) seklindeki verileri belletirken Tanri'nin erkekleri "güçlü, kuvvetli ve maddi tesekkül bakimindan kadindan üstün" yaratmis oldugunu belirtir; üstelik bir de erkelerin kadinlari yedirip içirdiklerini, giydirdiklerini, yani her türlü masraflarini ve ihtiyaçlarini karsiladiklarini ekler. Ancak eklerken sunu gözardi eder ki erkegin her türlü hizmetini gören kadinin hakkini erkek yedirmek, içirmek, giydirmek suretiyle ödeyemez ve bazi hallerde de erkegi yedirip içiren ve giydiren kadin'dir: tipki Hatice'nin Muhammed için yaptigi gibi. Bilindigi gibi Muhammed, Mekke'de çobanlik yaparken kendisinden 15 yas büyük Hatice adinda zengin bir kadinla evlenmis ve rahata kavusmustur. Nitekim bunun böyle oldugunu "Yoksul oldugum yillarda (Hatice) varligini benimle paylasti" diyerek ortaya vuran kendisidir.
Yukardaki hususlar bir yana fakat din adami bir de seriat'in kadinlari gerçekten asagilatici ve küçültücü nitelikteki sayisiz hükümlerini, belli etmeden sokusturma taktigindedir. Bu hükümlerin basinda kadinlarin "aklen ve dinen dun (eksik)" yaratildiklarina dair hükümler gelir. Bunlari açiklarken din adami, kadinin tanikliginin erkegin tanikliginin yarisi olduguna ve hayiz gördügü zaman namaz kilmaktan ve oruç tutmaktan yasaklandigina dair hükümleri siralar261. Örnegin Diyanet Isleri Baskanligi'nin Sahih-i Buhari Muhtasari... adli yayimlarinin birinci cild'inin Fihrist kisminin "Kitabü'l Hayz" bölümündeki bir Kesim'in basligi aynen söyledir: "Kadinin dinen ve aklen erkeklerden dun olduguna dair Ebu Said hadisi". Bu hadis'in metni'ni ve açiklamasi'ni içeren 223.sayfada da su hadis hükmü yere almistir: "Kadinin sahadeti erkegin sahadetinin yarisi degil midir?... Iste bu (kadinin aklinin) eksikligindendir..." Hemen hatirlatalim ki Muhammed bu sözleri Bakara suresi'nin 282.ayet'indeki hükme atfen söylemistir. Bu hüküm bilindigi gibi "Erkeklerinizden iki sahid tutun; eger iki erkek bulunmazsa ... bir erkek (ile) ... iki kadin olabilir" seklindedir.
Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlari "Iki kadinin tanikligi, bir erkegin tanikligina bedeldir" tümcesiyle ifade etmek mümkündür. Ancak ne var ki bu ayni Diyanet, aydin siniflarin karsisina bu gerekçe ile çikmayi göze almaz. Bundan dolayidir ki: "Yayimlarimizda böyle bir cümle yoktur" diyerek gerçek disi bir deyanla isin içinden siyrilmak ister 262. Bununla beraber inkar'in beyhude oldugunu ve yalaninin nasil olsa anlasilacagini bildigi için bu sefer kadinlarin ev isleriyle mesgul olmak yüzünden çesitli islemlere (örnegin kisiler arasinda yapilan sözlesmelere) seyrek tanik bulunduklarini, olaylari hatirlamalarinin zor oldugunu ve iste bu nedenle "hafizalarinin zayif kaldigini" söyleyerek iki kadinin tanikliginin bir erkegin tanikligina bedel oldugunu belirtir. Daha baska bir deyimle kadin sinifinin Tanri tarafindan aklen ve dinen "dun" (eksik) yaratilmis gibi göstermenin Tanri'nin yüceligi ve adaleti fikrine ve akla ve mantiga ters düsecegini ve böyle bir gerekçenin çagdas zihniyet sahiplerince gülünç karsilanacagini, kötü bir etki yaratacagini, üstelikte kadinlarin büyük çogunlugunu muhtemelen ayaklandiracagini bildigi için, kurnaz bir bulusla "hafiza zayifligi" yorumuna basvurur.
Kuskusuz ki "hafiza zayifligi" nin, kadinlar açisindan "aklen ve dinen eksik yaratilmis" olmaga kiyasla daha az incitici, ya da hatta ev isleriyle ugrasma nedeninden dogmasi itibariyle "serefli" bir sey sayilabilecegini hesaplamistir. Ancak hesaplayamadigi sudur ki ev isleriyle ugrasmanin hafizayi zayiflatan bir yönü yoktur ve ev isleriyle mesgul nice kadin vardir ki kocasindan hem aklen ve hem de hafiza bakimindan çok üstündür. Kaldi ki eger ev islerine benzer hizmetlerde çalismak hafiza zayifligina sebeb olsa idi, bu taktirde asci, bulasikçi, kahya vs gibi islerde çalisan erkeklerin dahi "yarim sahid" sayilmalari gerekirdi.
Fakat Diyanet, yukardaki kurnazliga yönelirken dahi seriat'in bu konudaki olumsuz diger verilerini gizlemekten geri kalmaz. Örnegin, kadini erkegin hizmetinde tutabilmek için seriat'in uyguladigi insafsiz bir taktik vardir ki "Hüccet-ül Islam" diye bilinen Gazali 'nin kaleminde söyle siritir: "Evlenmekteki dördüncü fayda, evi süpürmek, kaplari temizlemek, yatak sermek, yemek pisirmek gibi ev islerinden kurtulmaktir. Insanoglunun sehvet hissi olmasa da ev isleriyle ugrasmasi çok zordur. Çünkü bu gibi zaruri isler zamaninin çogunu alir... Bunun için Ebu Süleyman Darani - Iyi bir kadin... erkegin sehevi hissini tatmin ve ev islerini tedvir etmekle onun huzur içinde hem diger islerini ve hem de Allah'a karsi kulluk ve ibadetini yapabilmesini te'min eder- demistir" 263.
Dikkat edilecek olursa "insanoglu" sözcügü sadece erkekler için kullanilmistir; kadin muhatap edinilmemistir; sadece erkegin sehvet gailesini gidermek, ev islerini görmek (böylece onu bu pis ve zor islerden kurtarip ibadet edebilmesini ve Cennetlere gitmesini ve oradaki güzel hurilere kavusmasini saglamak) üzere yaratilmis gibi tanimlanmistir.
Fakat Diyanet bütün bunlara bir de "ev islerini görmek yüzünden hafiza zayifligi" formülünü ekleyivermistir. Bununla beraber asil inandigi sey, yine tekrar edelim, kadin'in "aklen dun" ve "iradece güçsüz" bir yaratik ve bu nedenle erkegin "yarisi", bir bakima onun "mali" oldugudur. Çünkü sirtini dayadigi ve kendi yayinlariyle ortaya vurdugu seriat hükümlerine göre kadin erkegin emrine verilmistir. Bu emirlerde "Erkekler kadinlar üzerinde hakimdirler" (K. 4 Nisa 34) diye belirtilmistir. Gazali gibi temel kaynaklar, bu emirlere dayanarak: "Çünkü erkek tabi degil metbu'dur; amir mevkiinde kadin degil erkektir" ; "Nikah kadinlar bakimindan bir nevi cariyeliktir"; "Nikah kadinlar için bir nevi kölelik ve esarettir; kadin tamamen efendisinin emrindedir...Efendisine olan itaatinin mükafati olarak (Cennet'e gider)..." diye söylemislerdir 264.
I) Din adamlari seriat'in kadini "Aklen ve dinen
dun" ve "iradece kit" yaratilmis ve bu nedenle "amme velayeti
islerine getirilemez" seklinde gören hükümlerinin
en kararli uygulayicsidirlar.
Din adamlarimiz, yukarida degindigimiz seriat
hükümlerini halka belletirlerken kadini sadece
"Efendisine mutlak itaat etmek", sadece "Yarim sahid" saymak
bakimindan degil ve fakat diger bütün hususlarda da
yetersizlik içerisinde gösterirler ve gösterirken
de hep ayni gerekçeye, yani "kadinin aklen ve dinen dun" ve
"iradece zayif" yaratildigi varsayimindan hareket ederler.
Verilebilecek nice örneklerden bir ikisini belirtmek
gerekirse Diyanet'in yayinlarindan olan Sahih-i Buhari
Muhtasari... 'nin 4.cild'inin 219.sayfasinda, kadinlarin yolculuga
çikarlarken kocalarinin ya da yakinlardan birinin
vesayetine muhtaç bulunduklari hususu ile ilgili su
satirlari okuyalim: "Islam dini kadinin ...bünye ve
iradesindeki fitri za'fa mebni muayyen hususta kadini,
mehariminden bir erkegin vesayetine vermistir. ki, kadinin uzak
bir mesafeye gidebilmesi...için zevcin veya bir mahreminin
bulunmasini sart kilmasi bu cümledendir..." (Sahih-i..., Cilt
IV, sh. 219) )265.
Yukarda geçen "iradesindeki fitri za'f" tümcesinin
Türkçe'de "yaradilis itibariyle iradece
güçsüz" anlamina geldigi
düsünülecek olursa Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin, Diyanet araciligiyle, kadina bakis açisinin ne
oldugu kolaylikla anlasilir.
Diyanet'in yukarda adi geçen yayinlarinin 10. cild'inin
449.sayfasinda yer alan 1660 sayili hadis: "Mukadderatini bir
kadinin eline veren millet felah bulmaz" seklinde olup Baskanligin
su açiklamasini içermektedir: "Islam hukukunda amme
velayeti denilen devlet teskilati riyaseti ancak erkek bir
vatandas tarafindan temsil olunur. Bu, millet otoritesini temsil
edecek mevkie kadin intihap edilemez. Çünkü
kadinin fitrati bir çok cihetlerden bu çok agir
vazifeyi deruhte etmege müsait degildir. Bunun için
Islam hukukunda... devlet riyasetine intihap olunabilmesi
hususunda kadin için hiç bir hak kabul edilmemistir"
(Sahih-i... , Cilt X, sh. 449 ve d.)266
Görülüyor ki Diyanet'in halka bellettigi o'dur ki
kadin'in kamu yöneticiligi gibi görevlere gelmesini
önleyen sey yaratilisindaki eksikliktir: yani "aklen ve dinen
dun" olusudur, "iradesindeki fitri za'f" tir.
Animsatalim ki Islam'da kadin, sadece devlet baskanligina degil
fakat siyasi ve idari görevlere de (örnegin kadilik,
hakimlik, kaymakamlik, vs) hep bu nedenlerle layik
görülmemistir. Gazali: "Yarim tanik durumunda sayilan ve
erkegin hakimiyeti altina sokulan (kadin) nasil yargiç
olabilir?" derken bunu anlatmak istemistir. Bu görüs
günümüzde de öylesine geçerlidir ki
Diyanet Isleri Baskanligi, Danistay kararlarindan birine
siginarak, kadinlarin "Kaymakam" dahi olamayacaklarini su sekilde
açiklamistir: "(...) tarih boyunca -istisnalar disinda-
durum bu degil midir? Medeni Kanuna göre de aile reisi
erkektir. Danistay karari ile sabittir ki, bugün modern
Türkiye'de kadin kaymakam olamamaktadir" 267.
Bu açiklama Diyanet'in hem bilimsel
dürüstlükle bagdasmaz yönünü ve hem
de bilgi kitligini bir kez daha ortaya vurmaktadir. Bilimsel
dürüstlükle bagdasmayan yönü sudur ki
kadinlara kaymakamlik görevini reddeden Danistay karari,
seriat kaynagindan esinlenmis bir karar degildir; yani Danistay,
"akil yetersizligi" gerekçesiyle kadinin "yönetici",
"idareci" vs. olamayacagi ilkesinden hareket etmis degildir.
Sadece fiziki yetersizlik gerekçesine baglanmistir; daha
dogrusu kaymakamlik görevinin dag'da bayirda dolasmayi,
suç isleyenlerle çarpismayi vs gerektirdigi
için kadinlarin fiziki yapi itibariyle bu islere yatkin
olmamalari nedenlerine dayatilmistir. Oysa ki Diyanet'in
gerekçesi, kadinlarin "aklen dun yaratilmis olduklari ve bu
nedenle erkekler üzerinde emredici bir durum kazanmamalari"
nedeniyle kaymakamlik yapamayacaklari hususunu kapsamaktadir.
Görülüyor ki Diyanet, Danistay kararini kendisine
kalkan yaparken bu karari Danistay'in
öngördügü gerekçeden farkli bir
gerekçeye dayatmak suretiyle göz ardi etmistir.
Aslinda Danistay karari yukardaki sekliyle dahi tenkid edilmege
muhtaçtir, çünkü eger "fiziki yapi"
kistasi geçerli sayilacaksa bu taktirde kadinlari tarla
islerinde çalistirmamak gerekir. Oysa ki Anadolu'da tarla
ve çiflik isleri kadinin sirtindadir. Kaldi ki kaymakamlik
gibi dagda ve bayirda dolasmayi gerektiren görevleri erkekler
kadar, hatta daha da iyi bir sekilde basarabilecek kadinlar
çoktur.
Yine bunun gibi eger kadinlarin kaymakam olmalari, Diyanet'in
sandigi gibi, erkeklerin kadinlar üzerinde hakim olmalarini
öngören hükümlere aykiri düsüyor
ise, bu taktirde kadinlarimizin Devlet ve Hükumet
görevlerine getirilememeleri, örnegin Bakan,
Yargiç vs olamamalari, Devlet dairelerinde ya da özel
sektörde erkeklere emir verebilir islere alinmamalari
gerekir. Oysa ki kadinlarimiz, Atatürk'ten bu yana Bakanlik,
Yargiçlik, Milletvekilligi, Kaymakamlik vs gibi , "amir"
mevki'inde is görmegi gelenek edinmislerdir. Atatürk
sayesinde bu uygarliga ulasan Türk kadinini bu mesleklerden
yoksun kilmak ve yeniden seriat felaketine sokmak, bugün
artik akli basinda hiç kimsenin düsünebilecegi
bir sey degildir.,
Din adamlarina yol göstericilik yapmakla görevli
Diyanet Isleri Baskanligi, kadin'i erkegin hakimiyeti altinda
göstermege çalisirken: "Tarih boyunca-istisnalar
disinda- durum bu degil midir?" diyerek hem bilimsel
gerçeklere ters düsmekten ve hem de Türk tarihini
inkar etmekten çekinmez. Baska milletleri bir kenara
birakalim, fakat Türk'ün islam'lastirilmasindan
önceki tarihini söyle bir karistiracak olsak
görürüz ki kadin, her bakimdan erkege esit durumda
bulunmak bir yana, fakat tek basina ya da kocasi ile birlikte
Devlet baskanligi ya da Vali'lik gibi görevler yüklenir,
toplumu yönetir, ordu'nun basinda savaslar verirdi ve bu
durum "istisna" degil fakat "kural" idi. Eger Türkler bu
geleneklerini koruyabilmis olsalardi bugün
yeryüzü'nün en uygar toplumlarindan biri
olabilirlerdi.
Yine bunun gibi Diyanet Isleri Baskanligi, kadinin aklen "dun" ve
"zayif" oldugu kaziyesinden hareketle, Kur'an'in Nisa Suresi'nin
5.ci ayeti hükmünü insanlarimiza su sekilde
belletir: "Allah'in size geçinmek için verdigi
mallarinizi akilsizlara vermeyin; onlari riziklandirin,
yedirin..." (K. 4 Nisa 5). Belletirken de, erkekleri adeta ikaz
edercesine, Ibn-i Abbas'in, ayetle ilgili su yorumuna yer verir:
"Malina kiyma! Allah sana o mali temlik buyurmamistir; onu sana
hakikatte vesile-i maiset (geçim vesilesi) kilmistir.
Böyle iken sen onu karina yahud ogullarina verirsin de sonra
onlarin elindeki servete bakar muhtaç olursun. Hayir ey
mü'min, öyle yapma! Malini siki tut; onu islah ve
hüsnü idare et! Esasen sen, onlara yedirmege, giydirmege
ve her türlü ihtiyaçlarini te'mine mecbursun!"
(Sahih-i... Cilt VII, sh. 298))268
Yine bunun gibi Diyanet ve din adamlarimiz, Kur'an ve hadis
hükümlerine (örnegin Nisa suresi'nin 11-14,176
ayet'lerine) dayali olarak, veraset bakimindan kadin'a ait hakkin,
erkegin yarisi oldugunu belletmekte kusur etmezler (Sahih-i...,
Cilt XII, sh. 243) 269
|
[ e-mail the URL of this page ]
[top of page]
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Copyright© Internet Infidels® 1995-Present. All rights reserved.
|