|
|||||||||
A) Din adami "Kisasta hayat vardir" hükmünü fazilet örnegi bir kural olmak üzere belletir:II) Din adami insanlarimizi acimasizlik, kati yüreklilik örnekleriyle yetistirir:
A) Din adami, sair Ka'b Ibn-i Esref'in öldürtülmesini iftihar olayi olarak belletir:III) Din adami, müslüman kisilerin din adina giristikleri gaddarliklari "fazilet" örnegi olarak sergileyerek insanlarimizin karakterini olumsuz yönde etkiler:
Din adami'nin söylemesine göre Seriat dini, kindarlik, gaddarlik, siddet ve terorizm gibi seyleri "kötü" sayan, "yasaklayan" bir din'dir. Bunun böyle oldugunu anlatmak maksadiyle Kur'an'dan ayetler gösterir: "Mü'minler... kizdiklari zaman da öfkelerini yutarlar, halkin da kusurlarini avfederler" ya da "Kim afveder ve barisirsa onun ecri Allah'a it'tir" (K. 42 Sura 40), ya da "Onlari afvet ve geç" (K. 5 Maide 13). Ya da "Bir kötülügü afvederseniz bilin ki Allah da avfedendir" (K. 4 Nisa 149) . Ayet'lerden gayri bir de: "Asil kuvetli kahraman gazab zamaninda nefsine malik olandir" seklindeki hadis hükümlerini örnek olarak verir
Oysa bunlar din adami'nin elinde göstermelik seylerdir, çünkü olumlu gibi görünen bu hükümler iyice incelenecek olursa görülür ki her birinin altinda ödün siyasetinin izleri yatar. Her biri, korku, siddet ve dehset saçan diger hükümleri gizlemege yarar. Nitekim nice Kur'an ve Hadis hükümleri ve bu hükümlerin uygulanmasiyle ilgili eylemler vardir ki din adami'nin elinde, kisi'leri kindar, gaddar ve terorist ruhla yogurmak için malzeme isini görür. Örnegin: "Allah ve peygamberiyle savasanlarin ve yeryüzünde bozgunculuga ugrasanlarin cezasi öldürülmek veya asilmak, yahut çapraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir..." (K. 5 Maide 33) seklindeki hüküm sadece toplum düzenine karsi ayaklananlari, degil fakat Muhammed'in emirlerine sirt çevirenleri, Muhammed'i yeren ve elestirenleri, ya da din degistirenleri (mürted'leri) de kapsar. "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" (K. 9 Tevbe 5) seklindeki hüküm sadece puta tapanlari degil fakat Islam Tanrisi'ni tanimayanlari, hatta "Allah'sizlari" da kapsar.
Yine din adami'nin elinde, kisi'leri "kindar" ruhlu kilmak üzere is gören, nice seriat verileri vardir ki bunlar arasinda "Kisas" (ki intikam almaktan baska bir sey degildir) önemli bir yer isgal eder. Maide Suresi'nde söyle yazilidir: "Orada onlara can can'a, göze göz, buruna burun, dise disle ve yaralara karsilikli ödesme yazdik. Kim hakkindan vazgeçerse ona keffaret olur. Allah'in indirdigi ile hükmetmeyenler, iste onlar zalimdirler" (K. 5 Maide 45). Bakara Suresi'nde söyle açiklanmistir: "(Ey) Akil sahipleri, kisasta sizin için hayat vardir" (K. 2 Bakara 179). Nahl Suresi'nde su vardir: "Eger azab ederseniz, size yapilanin ayniyle azabedin" (K. 16 Nahl 126). Nur Suresi'nde "Onlardan ölen olursa, namazini sakin kilma, mezarinin basinda da durma" (K. 24 Nur 11) diyerek "munafik" olanlara karsi kin duygularini pekistirici hükümler vardir ki Islam'i ya da Muhammed'i yeren ya da elestirenleri de kapsar.
Fakat din adami, Muhammed'in yasamindan ve davranislarindan öyle örnekler verirki bunlar, müslüman kisi'yi iliklerine kadar kindar ve gaddar yapmaga yarar. Büyük çogunlugu i'tibariyle Diyanet Isleri Baskanligi'nin yayinlarinda yer alan bu örnekler, Muhammed'in pek çok hallerde intikam alma yollarina basvurdugunu kanitlar. Kisaca fikir edinmek üzere asagiya bunlardan bazilari alinmistir.
I) Din adami insanlarimizi
kötülügü kötülükle, hatta
iyiligi dahi kötülükle karsilamak gerektigi
zihniyeti içerisinde yetistirir:
Din adami Islam'i, her ne kadar "baris dini", "sevgi dini,
"hosgörü" dini vs... diye tanimlamakla beraber,
gerçekte içerigi itibariyle "siddet" dini,
"kindarlik" dini olmak üzere belletir; böylece Islam'i,
"korku ile verilen din" niteligi içerisinde korumus olur.
Daha baska bir deyimle din adami için "sevgi" ya da
"hosgörü" ögesi'nin din uygulamasinda yeri yoktur.
Islam'in hayrina olarak kötülügü
kötülükle ya da hatta iyiligi dahi
kötülükle karsilamak gerekir.
Kötülügün ise sekli ve siniri yoktur:
kindarlik, acimasizlik, gaddarlik, siddet ve "terorizm"
niteliginde olan her sey caizdir.
A) Din adami "Kisasta hayat vardir"
hükmünü fazilet örnegi bir kural olmak
üzere belletir:
Biraz önce isaret ettigimiz gibi Seriat verileri arasinda
"can'a can, göze göz, dise dis vs..." seklinde kin ve
intikam duygularini oksayanlar vardir; örnegin Maide
suresi'nde: "Orada (Tevrat'da) onlara can cana, göze
göz, buruna burun, kulaga kulak, dise disle ve yaralara
karsilikli ödesme yazdik.... Allah'in indirdigi ile
hükmetmeyenler, iste onlar zalimlerdir" (K. 5 Maide 45) diye
yazilidir. Hatirlatalim ki Tevrat Kur'an'in onayladigi bir
kitab'dir ve yukardaki ayet'i izleyen ayet bunun böyle
oldugunu su sekilde belirtir: "Ey Muhammed! Kur'an'i, önce
gelen Kitab'i tasdiken ve ona sahid olarak sana indirdik" (K. 5
Maide 48)
Bakara Suresi'nde "Kisas" 'la ilgili olarak sunlar vardir:
"Ey akil sahipleri! Kisas'ta sizin için hayat vardir! ..."
(K. 2 Bakara 179);
"Ey inananlar! Öldürülenler hakkinda size
kisas farz kilindi. Hür ile hür insan, köle ile
köle ve kadin ile kadin....." (K. Bakara 178).
Nahl Suresi'nde "Eger azab ederseniz, size yapilanin ayniyle
azabedin. Sabrederseniz... sabredenleri için daha iyidir..
" (K. 16 Nahl 126) diye yazilidir. Sura Suresi'nde: "Bir
kötülügün karsiligi, ayni sekilde bir
kötülüktür; ama kim affeder ve barisirsa onun
ecri Allah'a aittir..." (K. 42 Sura 40) der. Nur Suresi'nde:
(Munafiklardan) ölen olursa namazini sakin kilma, mezarinin
basinda durma" (K. 24 Nur 11) seklinde olanlari bulunur.
Her ne kadar yukarda görüldügü gibi bu
hükümlerden bazilarinda "sabrederseniz, bu sabredenler
için daha iyidir" , ya da "kim affeder ve barisirsa onun
ecri Allah'a aittir" seklinde, sanki kisi'ye
"kötülügü iyilikle karsilama" yolunu
gösterirmis gibi olanlari varsa da bunlar göz boyayici
seylerdir. Çünkü bir kere bu tür
hükümlerin zorlayici niteligi ya da yaptirim
gücü yoktur; örnegin kisas uygulamasinda kisi
dilerse sabreder ya da afv eder, dilerse etmez. "Sabir"
göstermekle, ya da "afv" etmekle kazanacagi "ecri" nasil olsa
baska yollardan da kazanmasi mümkündür. Isledigi
günahlardan baska yollarla (örnegin Allah'in 99 adini
saymakla, ya da sadaka vermekle, ya da oruç tutmakla vb...)
da kurtulabilir.
Öte yandan din adami, seriat verilerinden esinlenmis
olarak, kötülüge "kötülükle" karsi
koymanin uhrevi nitelikte bir kural oldugunu ve
çünkü Kur'an'da "Sizin için kisasta hayat
vardir" (K. 2 Bakara 179) seklinde hükümler bulundugunu
tekrarlamaktan bikmaz. Bunu yaparken bu tür
hükümleri sanki "mesru müdafa" araci imis gibi
tanimlama kurnazligindan geri kalmaz ve söyle der:
"Islamiyetin düsmanlari bütün
müslümanlari kiliçtan geçirmeyi
düsünüyor, onun için hazirlaniyorlardi.
Kisas kanununu harekete getirmekle müslümanlar
için hayat vardi" 386 .
Oysa ki kisas'in "müslümanlari kiliçtan
geçirmek isteyen Islam düsmanlari" ile degil fakat
asil kisisel intikam duygularini doyurmakla ilgisi vardir.
Çünkü bir kere "müslümanlari
kiliçtan geçirmek isteyen Islam düsmanlarina"
karsi kisas degil fakat "Cihad"
öngörülmüstür. Kisas kanunu ise kisiler
arasi iliskilerde intikam duygularini karsilamak amaciyle
benimsenmistir ki bu iliskiler "Kafir kisi" ile
"Müslüman kisi" arasinda olabilecegi gibi asil
müslüman kisiler arasindaki iliskileri kapsar. Nitekim
Bakara Suresi'nin yukardaki "Sizin için kisasta hayat
vardir" seklindeki ayet'inden bir önceki ayet'de "Hür
ile hür, köle ile köle, disi ile disi ile kisas
olunur" (K. 2 Bakara 178) denmis ve bir baska Sure'de: "Bir
kötülügün karsiligi ayni sekilde bir
kötülüktür" (K. 42 Sura 40) diye eklenmistir.
Daha baska bir deyimle "kötülük" denen sey benzeri
bir kötülükle karsilanmak istenmis ve böyle
bir davranis adeta "fazilet" niteliginde kilinmistir!
Öte yandan din adami'nin bellettigi Kur'an
hükümleri arasinda Tanri'nin, cesitli nedenlerle
kisileri kendisine düsman bilip onlardan intikam aldigini
anlatan hükümler vardir. Nice örneklerinden bir
ikisini belirtmek gerekirse: Bakara ve Hicr Sureleri'nde
peygamberlere düsman olan, onlarla alay eden kisilerin
"inkarci" sayildiklari ve Tanri'nin bu gibi kisilerden
öç aldigi anlatilmistir. Bakara Suresi'nde söyle
yazilidir: "Kim Allah'a, meleklerine, peygamberine, Cebrail'e ve
Mikail'e düsman olursa bilsin ki Allah da inkarci kafirlerin
düsmanidir" (K. 2 Bakara 98). Hicr Suresi'nde de su vardir:
"Ey Muhammed! And olsun ki, senden önce çesitli
ümmetlere peygamber göndermistik. Onlara gelen her
peygamberi alaya aliyorlardi. Ayni sekilde biz de Kitab'i
suçlularin kalblerine sokariz, ama ona yine inanmazlar.
Oysa ki kendilerinden öncekilerin ugradiklari meydandadir"
(K. 15 Hicr 10-13). Dikkat edilecegi gibi burada, daha önceki
peygamberleri alaya alan halklardan Tanri'nin intikam aldigi
hatirlatilmakta ve ayni seyin Muhammed'i alaya alanlara da
uygulanacagi anlatilmaktadir.
Yine din adami'nin söylemesine göre Tanri, din adina
cihad'a çikmayanlara karsi kin besler ve onlara söyle
der: "Onlari çarptikça çarpacagimiz gün,
öcümüzü süphesiz aliriz" (K. 44 Duhan
13-16). Öç almak için Tanri'nin insanlari
birbirleriyle bogazlattigini anlatmak üzere su ayet'i
örnek verir: "Allah dilemis olsaydi, onlardan baska
türlü de öç alabilirdi" (K. 47 Muhammed 4)
.
B) Din adami insanlarimiza, farkli inançta
iseler ana, baba, kardes gibi yakinlara karsi dahi yabancilik ya
da düsmanlik beslemek, iyiligi dahi kötülükle
karsilamak gibi aliskanliklari asilar:
Görülüyor ki din adami, seriat verilerine
dayanarak insanlarimiza kötülügü
"kötülükle" karsilama inanislarina kolaylikla
sürükleme olasiligina sahibtir. Fakat hemen ekleyelim ki
bunu yaparken kendisine dayanak edindigi bir baska kaynak vardir
ki o da Muhammed'in davranislaridir. Bu davranislardan
örnekler sergilemek suretiyle de kötülüge
kötülükle, hatta "iyilige" karsi
kötülükle karsilik vermenin "fazilet" oldugunu
belletir.
Sayilari pek kabarik bu örnekler arasinda Muhammed'in kendi
öz anasi Emine'ye ve babasi Abdullah'a ve kendisine babalik
etmis bulunan amcasi Ebu Talib'e karsi davranislari vardir.
Bilindigi gibi Muhammed, ana ve babasini çok
küçük yasta iken kaybetmis ve Amucasi Ebu Talib
tarafindan yetistirilmistir. Bu kimseler müslüman
olmayarak ölmüslerdir. Bundan dolayidir ki Muhammed
anasina, babasina, ve kendisini bir baba gibi yetistiren amucasi
Ebu Talib'e ne hayir dua etmistir ve ne de onlarin namazini
kilmistir: hepsini de Cehennemlik bilmistir. Din adami'nin
söylemesine göre Muhammed anasi Emine hakkinda:
"Valideme istigfar etmek için Rabbimden izin diledim;
müsaade buyurulmadi" demistir (Sahih-i..., Cilt IV, sh. 536)
387. Babasi Abdullah hakkinda: "Benim babam ... Cehennem'dedir"
demistir (Sahih-i..., Cilt IV, sh. 536)388. Kendisine babalik eden
amucasi hakkinda da: "Ebu Talib (Cehennemde) topuklarina kadar
-dibi yakin- atesten bir çukur içindedir" demistir
(Sahih-i..., Cilt X, sh. 52 ve d.)389. Oysa ki bu kisiler
kendisine iyilikten baska bir sey düsünmemis olan
kimselerdir. Din adami'nin söyleidklerinden anlamaktayiz ki
iyiliklerinin karsiligini da Cehennem atesine layik
görülmekle bulmusa benzerler.
Yina Islam kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed'i
takliden nice kisiler kendi öz analarina, babalarina ve
akrabalarina karsi ayni seyleri yapmislardir. Içlerinde
farkli inançtadir diye baba katili olanlar ya da
babalarinin öldürülmesini iç huzuru ile
seyredebilenler vardir. Örnegin Mevlana Celaledin'in Fihi
Mafih adli yapitindan ögrenmekteyiz ki Ömer b.
Hattab, kendisine "Neden dolayi müslüman oldun?" diye
soru soran "müsrik" babasini kiliç darbesiyle
öldürmüstür 390.
Yine din adami'nin bellettigi Islam kaynaklarina göre Medine
Arap'lari arasinda büyük bir söhrete sahip bulunan
Ibn-i Selül (Ibn-i Übeyy diye de bilinir),
Muhammed'in "munafik" diye ilan ettigi kimselerden oldugu
için oglu Abdullah tarafindan "yabanci" gözü ile
görülmüstür. Tabari'nin bildirmesine göre
Abdullah, babasinin Muhammed aleyhinde konustugunu, Muhammed'in de
onu öldürmek istedigini duyunca Muhammed'e söyle
demistir: "Ey Tanri elçisi! Ben senin Abdullah b.
Übeyy'i öldürmek istedigini isittim. Eger onu
öldüreceksen ben onun basini keserek sana
getirecegim..." 391. Kendisine son derece bagli bir kimse olan
Abdullah'in babasini, hem de onun oglu tarafindan
öldürtmenin kendi prestiji bakimindan sakincali buldugu
içindir ki Muhammed tasarladigi isten vazgeçmistir.
Bununla beraber Kur'an'a: "O munafiklardan hiç birinin
ebeden namazini kilma. Hiçbirinin kabri basinda da durma"
(K. 9 tevbe 84) seklinde ayet koymaktan geri kalmamistir.
Yine din adami'nin belletmesine göre Ashab'in en
büyük savasçilarindan biri olan ve Muhammed'in
yaninda bütün savaslara katilmis bulunan Ebu Ubeyde,
Bedir savasi sirasinda kendi öz babasini (ki
müsriklerdendi) öldürmekle
övünürdü 392.
Yine ayni kaynaklara göre Muhammed'in yaninda olmak
üzere Bedir savasina katilan Ebu Huzeyfe b. Utbe, savas
sirasinda öldürülen "müsrik" babasinin
cesedinin, diger cesedlerle birlikte pis bir kuyuya atilmasina ve
Muhammed'in bu cesedlere beddua'da bulunmasina
üzülmedigini anlatmak üzere söyle demistir:
"Tanri adina and içerek teyid ederim ki babamin akibetinden
ve onun yere çalinacagindan süphe etmedim; fakat ben
babamin...(Islam olacagini) ümit ediyordum; onun kafir olarak
ölümü beni üzdü" (Sahih-i..., Cilt. X,
sh. 153) 393.
Dikkat edilecegi gibi üzüntüsünün sebebi
babasinn ölmüs olmasi degil fakat müslüman
olmayarak ölmesidir.
Yine din adami'nin anlatmasina göre Ebu Talib'in oglu Ali,
babasinin müslüman olmayarak
öldügünü Muhammed'e (adeta) su sekilde
müjdelemistir: "Senin kafir amcan öldü". Fakat
Muhammed'in "Git babani göm" demesi üzerine aklina
babasini gömmek fikri gelmistir.
Daha önce de isaret ettigimiz gibi Muhammed büyük
iyilikler gördügü Ebu Talib lehinde sefaate
bulundugunu, bu "sefaat" sayesinde onun Cehennem'de "topuklarina
çikabilen atesten bir çukura konulacagini, oradan
beyninin kaynayacagini" bildirmistir. Anlatmak istemistir ki Ebu
Talib, müslümanligi kabul etmeden öldügü
için çok daha siddetli bir ceza'ya
çarpilabilecek iken, kendi sefaati sayesinde biraz daha
hafif bir ceza'ya çarptirilmistir ki o da sadece
"topuklarina çikabilen ateste beyninin kaynamasidir".
Öyle anlasiliyor ki Ali, babasinin bu sekilde nispeten
"hafif" bir azab'a mahkum edilmesinden hosnud kalmistir.
Çünkü Muhammed'in bu sefaati vesilesiyle
söyle demistir: "O dua'ya karsilik dünyada baska bir
seyim olsun istemezdim" 394.
Inanç farki nedeniyle ana, baba ve cçocuklar
arasinda oldugu gibi kardesler arasinda da düsmanlik yaratmak
üzere din adami'nin elinde zengin örnekler ve kaynaklar
vardir ki bunlardan birisi Muhayyisa ile Huvayyisa adindaki
kardesler arasindaki iliskilerle ilgilidir. Islam'i kabul eden
Muhayyisa, müslümanligi kabulden uzak kalan kardesi
Huvayyisa' nin kafasini kiliçla dogramaga hazir oldugunu
söylemekle övünür.
Bu iki kardesle ilgili olay'in Ibn Ishak ve Ibn Hisam tarafindan
nakledilen iki sekli vardir ki her ikisi de tüyler
ürperticidir. Siret Ibn Ishak' da olay söyledir 395:
Medine'nin ünlü sairlerinden Esref'in biraz asagida
görecegimiz sekilde Muhammed'in emriyle
öldürtülmesinden hemen sonra Muhammed: "elinize
geçirdiginiz Yahudiyi öldürün" diye emreder.
Bu emir geregince Muhaysa b. Mes'ud adinda bir müslüman
kisi, Yahudi tacirlerinden olan ve onlarin islerini
yürüten Ibn Senine'nin üzerine atlar ve "Ey
Allah'in düsmani" diyerek onu kiliç darbesiyle
öldürür. Bu öldürülen kisi vaktiyle
Muhaysa'ya ve ailesine yardimda bulunmus, iyilikler yapmis olan
bir kimsedir. Olay sirasinda Muhaysa 'nin kardesi Huvaysa bin
Mes'ud da oradadir. Muhaysa müslümanligi kabul ettigi
halde kardesi Huvaysa etmemistir. Kardesinin kiliç
darbesiyle Ibn Senine'yi öldürdügünü
görünce dayanamaz ve nankörlügünü
yüzüne vurarak: "(Ey Huvaysa) Onu
öldürdün mü? Karnindaki yag bile onun malidir"
der. Bunu duyan Muhaysa kardesi Huvaysa 'ya söyle
kükrer: "Vallahi, onun öldürülmesini emreden,
senin öldürülmeni de emretse, senin de boynunu
vururum" der. Kardesinin gözü dönmüs bu halini
gören Huvaysa, öylesine korkuya kapilir ki, Islam'a
girmeye karar verir ve söyle der: "Vallahi, seni bu hale
getiren bu din, sanli bir din. Beni arkadasina götür,
ondan duyayim". Din adami'nin söylemesine göre güya
Huvaysa, Islam'in kudretine inandigi için
müslüman olmustur. Oysa ki korkuya kapilmis oldugu
için böyle yapmistir. Fakat her ne olursa olsun
Huvaysa'nin yukardaki sekilde konusmasi üzerine Muhaysa,
kardesini Muhammed'e götürür. Huvaysa Muhammed'in
önünde "aman" diler. Bunu duyan Muhaysa keyfe gelerek su
misralari fisildar:
"(Su) Ananin oglu kiniyor, sayet,
Onun öldürülmesini emredersen,
Boyun kökünü keskin kiliçla
uçururum.
Tuz gibi beyaz, cilasi halis kiliçla,
Her zaman onu vursam yerini bulur.
Seni bir emre itaat ederek öldürmem beni sevindirir"
396.
Görülüyor ki bunlari söylerken kendi öz
kardesinin boynunu, Muhammed'in emriyle, vurmaga hazir oldugunu
terennüm etmenin mutlulugu içerisindedir.
Din adami yukardaki ve benzeri örneklere sarilarak
müslüman kisileri, ana, baba, kardes, amuca vs gibi en
yakin hisim ve akrabaya ya da iyilik gördükleri baskaca
kisilere karsi dahi, eger farkli inançta iseler, adeta
"kafir" muamelesi yapmalarini, bunlar için asla namaz
kilmamalarini, dua'da bulunmamalarini (magfiret dilememelerini)
ögretir. Ögretirken de yukardaki örnekler
yaninda seriat hükümlerini belletir ki bunlarin basinda
Kur'an'in su hükmü gelir:
"Ey inananlar! Babalarinizi, kardeslerinizi -eger küfrü
imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin..." (K. 9 Tevbe 23).
Buna benzer bir diger ayet söyledir:
"Akraba bile olsalar, müsrikler için magfiret dilemek
Peygamber'e ve mü'minlere yakismaz" (K. 9 Tevbe 113)
Bunlari okurken kuskusuz ki kendi kendinize "Din ve inanç
ugruna ana, baba ve yakinlar arasina husumet salabilen bir
düzenin insanlarindan nasil bir hosgörü
beklenebilir?" diye soracaksinizdir !
II) Din adami insanlarimizi acimasizlik, kati
yüreklilik örnekleriyle yetistirir:
Insanlarimizi gaddar ve hunhar ruhla yetistirmek üzere din
adami'nin elinde, din adina siddet eylemlerini dogal ve fazilet
niteliginde gösteren seriat hükümleri ve bu
hükümlerin uygulanmasiyle ilgili örnekler vardir.
Bu hükümler arasinda günahkar kisilerin
"çapraz olarak el ve ayaklarinin kesilmesi" gibi cezalara
çarptirilmalarindan tutunuz da Cehennem'de "bagirsaklarini
ates içinde sürüyecekleri", "Baslari tasla
ezilmis, agizlari kanca ile parçalanmis olarak"
bulunacaklarina varincaya kadar aklin ve insafin kabul edemeyecegi
gaddarliklar yer alir.
Öte yandan din adami, farkli inançta ya da
"Kafir" olanlara karsi Muhammed'in giristigi eylemleri örnek
vermek suretiyle de kisileri kati yürekli yapmaga
çalisir. Verdigi örneklerden bir kaçi asagida
özetlenmistir.
A) Din adami, sair Ka'b Ibn-i Esref'in
öldürtülmesini iftihar olayi olarak
belletir:
Islam kaynaklarinin bildirmesine göre, Hicret'in 3.cü
ya da 4.cü yilinda Muhammed, Medine'nin ünlü
sairlerinden biri olan Ka'b Ibn-i Esref'i öldürtmeye
karar verir. Çünkü Ka'b, kendisini ve
müslümanlari hicvederek, ya da müslümanlarin
düsmanlariyle iliskiler kurarak "uygunsuz" sekilde
davranmistir!. Üstelik Bedir savasinda Mekke'li
Arap'larin yenilgiye ugramasi üzerine Bedir'de
öldürülen Arap'lar için aglamis ve onlar
hakkinda siirler, mersiyeler yazmistir ki Muhammed'i fena halde
rahatsiz etmistir 397.
Bu yüzden Muhammed, Ka'b'a karsi besledigi düsmanlik
duygularini yenemeyerek onu öldürecek bir
gönüllü arar. Mescid'te verdigi hutbelerden
birinde: "Beni Ka'b Ibn-i Esref' ten kim kurtarir? Kim kurtarirsa
Cennete gidecektir" seklinde konusur.
O sirada Mescid'te hazir bulunan Muhammed Ibn-i Mesleme adinda
biri, Cennet'e gitme ümidiyle, bu cinayeti islemege hazir
oldugunu bildirir. Fakat cinayeti isleyebilmek için bir
takim hile ve yalan yollarina basvurmak gerektigini ekler ve bunu
yapmak üzere Muhammed'ten izin ister. Muhammed kendisine bu
izni verir. Bunun üzerine Ibn-i Mesleme, güvendigi bir
kaç arkadasi ile birlikte cinayet planini hazirlar. Bu
seçtigi arkadaslardan biri Ka'b'in süt kardesidir.
Üç kafadar bir gece karanliginda Muhammed'in
yanina giderek yola çikmak üzere olduklarini
söylerler.
Muhammed onlarin sirtlarini oksar ve birlikte el-Garked
mezarligina kadar yürür ve sonra onlari: "Allah'in
ismiyle gidin. Allah'im onlara yardim et" diyerek ugurlar398.
Üç kafadar dogruca Ka'b'in evine giderler ve
kendilerini sanki Muhammed'e karsi husumet ve düsmanlik
besleyen kimselermis gibi gösterirler; çesitli
yalanlarla adamcagizi evinden disariya çikartmaga
çalisirlar. Ka'b'in karisi gelenlerin seslerinden
kötü niyetli olduklarini hissederek kocasina disari
çikmamasini söylerse de Ka'b dinlemez ve çikar.
Ibn-i Mesleme tatli sözlerle Ka'b'i ay isiginda beraberce
dolasmaga davet eder ve evin kapisindan biraz uzaklasildikta
arkadaslariyle birlikte üzerine çullanarak
kiliç darbesiyle ünlü sairi delik desik eder.
Sonra da kafasini keserek bir yem torbasinin içine koyar ve
ertesi sabah Muhammed'e getirir. Muhammed bu büyük
basari'dan dolayi Ibn-i Mesleme'yi ve arkadaslarini kutlar ve
mükafatlandirir.
Bu olayi din saliklerine büyük bir sevkle anlatan din
adami bir de iftiharla sunu ekler ki Islam'da torba'da tasinan ilk
kelle, Sair Esref'in yukardaki sekilde kesilen ve bir torbaya
konup Muhammed'e hediye edilmek üzere getirilen
kellesidir.
Simdi geliniz bu hikaye'nin din adamlarimiz tarafindan
insanlarimiza ne sekilde anlatildigini görmek üzere
Diyanet Isleri Baskanligi'nin Sahih-i Buhari Muhtasari... adli
yayinlarinin 10.cu cildi'nde yer alan 1578 sayili hadis'i
beraberce okuyalim; (aynen alinmistir):
"Cabir Ibn-i Abdillah...'dan rivayete göre Resulullah... bir
kere Ashab'a:
-Ka'b Ibn-i Esref(i öldürmek) için kim hazirdir?
diye sordu. Çünkü o, Allah'a ve resulüne
eza etmistir! buyurdu. Muhammed Ibn-i Mesleme:
-Ya Resula'llah! Ister misin onu ben öldüreyim? dedi.
Resula'llah:
- Evet, isterim! buyurdu. Ibn-i Mesleme:
-Öyle ise (Ka'b'a hakkinizda hoslanacagi) bir sey
söylememe müsaade buyurunuz! dedi. Resullah:
-Ne istersen söyle! buyurdu. Bunun üzerine Muhammed
Ibn-i Mesleme Ka'ba vardi.
-Su kisi (yani Resullah) bizden sadaka istedi. Ve bize
güç vergi teklif etti. Ben de ödünç
bir sey almak için sana geldim! dedi. Ka'b da Ibn-i
Mesleme'nin dedigi gibi söylendi:
-Muhakkak o, sizin usancinizi daha arttiracaktir!
sözünü de ekledi. Muhammed Ibn-i Mesleme:
-(Ne yapalim) bir kere ona uymus bulunduk. Onu derhal birakmak
istemiyoruz. Bakacagiz onun hali ne olur, sona erinceye kadar
bekleyecegiz. Simdi biz, senin... ödünç (hurma)
vermeni istiyoruz! dedi. Bunun üzerine Ka'b:
-Pek iyi, size bana rehin veriniz! dedi.
- [Ibn-i Mesleme ve arkadaslari] .... biz sana silahimizi,
zirhimizi terhin edelim! dediler. (Ka'b muvafakat eder) kendisine
gelmesi için Ibn-i Mesleme'ye zaman ta'yin etti.
Muhammed Ibn-i Mesleme bir gece Ka'b'a geldi. (Kale disindan
seslendi). Yaninda Ka'b'in süt kardesi Ebu Naile vardi. Ka'b
bunlari kale içine da'vet etti ve misafirleri karsilamak
için onlarin yanina indi. Ka'b'in karisi kocasina:
-Bu saatte nereye çikiyorsun? Emin ol ben bir ses isittim
ki, ondan kan damliyor (ser seziliyor)! dedi. Ka'b:
- O benim kardesim Muhammed Ibn-i Mesleme ile süt kardesim
Ebu Naile'dir. Hem, kerim olan bir genç geceleyin
kiliç darbesine çagirilsa bile, o çagriya
muhakkak icabet eder, dedi (ve yanlarina indi).... Muhammed Ibn-i
Mesleme bu arkadaslarina (önce) söyle kumanda etmis:
Ka'b gelince ben onun basini tutup saçini koklarim. Siz
benim Ka'b'in basini sikica yakaladigimi görünce hemen
kiliçlarinizi çekip Ka'b'i vurunuz! demisti.
(Hadis'in ravisi amr Ibn-i Dinar) bir kere de Ibn-i Mesleme'nin
arkadaslarina: Ka'b'in basini size de koklatirim! dedigini rivayet
etmistir.
Simdi Ka'b Ibn-i Esref mükellef giyimli ve hamailli olarak,
etrafina güzel koku saçarak misafirlerin yanina indi.
Bunun üzerine Ibn-i Mesleme:
-(Aman bu ne güzel koku) bugünkü gibi güzel
koku (ömrümde) duymadim! diye yaklasti. Ka'b:
-(Ne saniyorsun) Arabin en asil ve en güzel kokulu kadinlari
sinemde yatiyor! dedi. Muhammed Ibn-i Mesleme:
-Basini, saçini koklamama müsaade eder misin? dedi.
Ka'b:
- Evet ederim! dedi. Ibn-i Mesleme kendi kokladi. Sonra
arkadaslarina da koklatti, sonra: Bana bir daha koklamaga
müsaade eder misini? dedi. Ka'b:
-Evet! dedi. Bu def'a Ibn-i mesleme Ka'b'in basini simsiki
yakaladi. Ve arkadaslarina:
-Haydi kiliç darbesine tutup vurunuz! dedi. Bu suretle
Ibn-i Esref'i öldürdüler. Sonra Nebi...'e gelip
haber verdiler". [Ibn-i Cevzi'nin nakline göre "Ka'b'i
öldüren "mücahidler" onun basini bir yem torbasina
koyarak Medine'ye getirmislerdir. Bu suretle Islam'da ilk
naklonulan düsman basi Ka'b'in basidir, denilmistir" 399
Simdi yukardaki hikaye'yi akil ve vicdan terazisine vuralim.
Söylemeye gerek yoktur ki her satiri ile bizi saskinliga ve
dehsete sürükleyecektir. Her ne kadar din adami, Ka'b
Ibn-i Esref'in Yahudi bir sair oldugunu, müslümanlara
karsi kin besledigini, Mekkeli "müsriklere" dostluk
gösterdigini ve bu nedenlerle öldürülmesinin
caiz oldugunu "gerekçe" olarak öne sürerse de bu
gerekçelerin vicdan ölçeginde yeri olmadigi
ortadadir.
Kötülüge kötülükle karsi koymanin
gerekli olduguna siyaset adamlari, ya da askerler ya da halktan
kisiler inanmis olabilirler. Fakat kendisini "peygamber" diye ilan
eden bir kimse'nin, kin ve düsmanlik duygularina kapilarak
Ibn-i Mesleme ve arkadaslarini böyle bir eyleme ve bu sekilde
sürüklemesi pek onaylanabilecek bir sey degildir.
Bütün bunlari "mazur" göstermek için din
adami, Muhammed'in "peygamberlik" görevi yaninda dünyevi
görevlerle de donatilmis oldugunu ve su hale göre "din
düsmanlarini" yok etme yetkisine sahib bulundugunu öne
sürer. Oysa ki "peygamberlik" görevi, velev ki
dünyevi isler söz konusu olsun, öldürmek ya da
yukardaki örnekte oldugu gibi, yalana ve hileli usullere
cevaz vermek gibi yetkileri kapsamaz. Kapsar diye kabul edilecek
olursa, bu taktirde "peygamber" diye bilinen kisi insanlik
için "ideal" ve "güzel" bir örnek yaratmis olmaz.
Her kes onu taklid yoluna gidecegi için ortaya "olumsuz"
bir toplum düzeni çikmis olur.
Öte yandan Muhammed, yine din adami'nin seriat
kaynaklarina dayali olarak söylemesine göre, kisileri
muslüman yapamadigi bir çok vesilelerle Tanri'nin
kendisine: "Sen istesen de onlari, inananlardan yapamazsin. Birak
onlari sen bana" seklinde konustugunu bildirmistir. Durum bu
idiyse, Sair Esref'i ve daha nicelerini öldürtmesi,
kuskusuz ki özürlü kilinabilecek davranislardan
olamaz.
B) Din adami Muhammed'in kin besledigi
kisilerden Ebu Leheb, Ebu Cehl, Ukbe b. Ebi Muayt, Ümeyye
b. Halef, Ibn- Selül gibi "müsrik" ya da "munafik"
kisilere karsi girisilen davranislari, ders alinmak gereken birer
ibret örnegi olmak üzere belletir.
Kur'an'in "Leheb" baslikli bir Suresi vardir ki 5 ayet'ten
olusur ve Ebu Leheb ile karisina karsi küfürler ve
lanetlemelerle doludur. Söylendigine göre Ebu Leheb ile
karisi, Muhammed'e muhalefet edenlerin basinda gelen kimselerdir.
Bu ayet'ler aynen söyledir:
"Ebu Leheb'in elleri kurusun, yok olsun! mali ve kazandigi
kendisine fayda vermez; Alevli atese yaslanacaktir; Karisi da
boynunda bir ip oldugu halde ona odun tasiyacaktir" (K. 111 Leheb
1-5).
Ebu Leheb Kureys esrafindan olup Muhammed'in amucalarindan
biridir. Fakat daha ilk anlardan itibaren karisi ile birlikte
Muhammed'i yalancilikla suçlamis, her vesile ile ona
muhalefet etmistir. Bundan dolayidir ki Muhammed ona karsi
sinirsiz bir kin besler olmustur. Fakat Mekke döneminde
henüz güçlü olmadigi için ona karsi
bir sey yapamamis sadece Kur'an'a koydugu ayet'lerle kinini
bosaltmaga çalismistir.
Din adamlari Ebu Leheb'in Muhammed'e karsi olan tutum ve
davranislarini öylesine abartmali bir sekle sokmuslar ve
Muhammed'in ona karsi besledigi kindarligini öylesine
kutsallastirmislardir ki o tarihten bu yana Hacc mevsiminde hacc
isini tamamlayan müslümanlar, seytanlari taslayipta
Mekke'ye dönerlerken Ebu Leheb'in o civarda bulunan mezarini
da taslar olmuslardir. Böylece Muhammed'in Ebu Leheb'e karsi
besledigi kindarligi canli tutup sürdürürlerken,
kendileri de kin duygulariyle bezenmis olurlar.
Muhammed'in kin besledigi kisilerden biri de Ebu Cehl 'dir. Bu
kisiden söz ederken din adami, her seyden önce Kur'an'in
onunla ilgili ayet'lerini okur ki bunlardan birisi söyledir:
"Dogrusu günahkarlarin yiyecegi Zakkum agacidir...
-'Suçluyu yakalayin, Cehennemin ortasina
sürükleyin, sonra basina... kaynar su dökün-'
denir. Sonra ona -'Tad bakalim, hani serefli olan, degerli olam
sendin-' denir..." (K. 44 Duhan 46-50).
Din adami, Ebu Cehl'in (ve karisi'nin), Mekke dönemi
sirasinda Muhammed'e muhalefet edenlerin basinda geldigini Arap
kaynaklarindan naklen belirttirken, ayni zamanda onun Bedir savasi
sirasinda öldürülüsünü ve kafasinin
kesilerek Muhammed'e getirilisini ve kesik bas karsisinda
Muhammed'in : "Ey adevvu'llah, seni rezil ve rusvay eden Allah'a
hamd'ü sena olsun... Bu herif, bu ümmet'in Fir'avni ve
eimme-i küfrün basi idi..." 400 diye beddua edisini de
abartarak anlatir. Anlatirken, Mekke döneminde Muhammed'e
kafa tutanlardan, onunla alay edenlerden diger biri olan Ukbe b.
Ebi Muayt'in, diri diri ele geçirilip nasil Muhammed'in
emriyle ellerinin baglandigini, sonra da nasil boynunun
vuruldugunu zevkle hikaye eder 401.
Din adami'nin bu konuda listeye koydugu kisilerden biri de
Ümeyye b. Halef 'dir. Güya Kur'an'in Hümeze
Suresi'nin 1-4 ayet'leri Muhammed'in kin besledigi bu
Ümeyye b. Halef vesilesiyle konmustur. Din adami'nin
anlatmasina göre Ümeyye, Muhammed aleyhinde laf
etmis ve müslüman kisileri (örnegin Bilal-i
Habesi'yi) dinden çikarmak istemistir. Bu nedenle Bilal,
günün birinde bir kaç arkadasiyle birlikte
karsisina çikmis ve kiliç darbesiyle onu
öldürmüstür. Ancak ne var ki Ümeyye
sisman bir kisi oldugundan vücudü sismis ve bu
yüzden gömülmesine çare bulunamamis. Bu
nedenle tamamen örtülünceye kadar üzerine
toprak yigilmis. Sonra da lasesi Kalib'e götürülmek
üzere sürüklenirken parça parça
olmusmus 402.
Yine din adami'nin Islam kaynaklarindan naklen söylemesine
göre Muhammed, bu kisi hakkinda Kur'an'a su ayet'leri
koymustur: "Mal toplayarak, onu tekrar tekrar sayan, diliyle
çekistirip, yüzünden de alay eden kimsenin vay
haline. Malinin kendisini ölümsüz kilacagini sanir.
Hayir, o, andolsun ki, kirip geçiren yere atilacaktir..."
(K. 104 Hümeze 1-4). Böylece ona karsi besledigi kini
dile getirmistir.
Din adami'nin bellettigine göre Muhammed'in kin besledigi
önemli kisilerden biri de Ibn-i Selül' dir (Abdullah
Ibn-i Übeyy adiyle de bilinir) ki, Islam'a girmis olmakla
beraber Muhammed'e körü körüne boyun egmek
istemedigi için "munafiklarin basi" olarak ilan edilmistir.
Buna karsilik oglu Abdullah son derece koyu bir müslüman
kisi olarak Muhammed'e asiri sekilde baglidir. Ibn-i Selül
öldügü zaman oglu Abdullah Muhammed'ten babasi
için namaz kilmasini ve magfiret dilemesini rica eder; onu
dariltmamak için Muhammed önce kabul etmis iken
Ömer b. Hatttab'in ikazi üzerine vazgeçer ve
Kur'an'a su ayet'i koyar: "Bu munafiklardan ölen kimsenin
namazini sakin kilma, mezari basinda da durma!
Çünkü onlar Allah'i ve peygamberi'ni inkar
ettiler, fasik olarak öldüler" (K. 9 Tevbe 84).
Din adami'nin söylediklerinden anlasilmaktadir ki Muhammed,
kin ve adavet duygularini hosgörü ve sevgi duygularinin
üzerine çikarma olasiligini bulamamistir.
C) Din adami insanlarimizi, kafirlere,
munafiklara ve müsriklere karsi kin ve nefret duygulariyle
yetistirmek için"Ölüm sizin üzerinize
olsun", ya da "Allah müsriklerin evlerine ve mezarlarina ates
doldursun" seklindeki dua örnekleriyle yetistirir:
Diyanet'in Islam kaynaklarindan naklen bildirdigine göre
Muhammed, "kötülüge kötülükle
karsilik verme" gelenegini kafirlere ve müsriklere ve
özellikle kendisine düsman bildigi kimselere karsi her
vesile ile sürdürürdü; örnegin onlarin
"Ölüm üzerinize olsun" seklindeki
lanetlemelerine çogu kez onlarin diliyle ayni sekilde
karsilik verirdi. Bunun böyle oldugunu Diyanet yayinlarinda
yer alan ve Ayse'nin rivayetine dayali su hadis
hükmünden anlamak mümkündür.:
"Bir kere Nebi... 'in huzuruna Yahudiler girmisti de Resulullah'a
(selam yerine): -'Essamü aleyk= ölüm üzerine
olsun'-demisdiler. Ben de onlara la'net etmistim. Bunun
üzerine Resulullah bana:
-Sana ne oldu ki? buyurdu. Ben de:
-Bu Yahudilerin ne hezeyan ettiklerini isitmedin mi? dedim.
Resulullah:
-Ya sen benim -'Ve aleyküm= ölüm sizin
üzerinize olsun-' dedigimi isitmedin mi? diye cevap verdi".
(Bkz. Sahih-i..., Cilt VIII, sh. 343) 403
Yine din adami'nin Abdullah Ibn-i Ebi Evfa ve ayrica Ali'den
rivayet olarak bildirdigine göre Muhammed, kendisine
düsman bildigi müsrikler aleyhine dua eder,
örnegin: "Allah, müsriklerin (hayatinda) evlerine
(öldükleri zaman da) mezarlarina ates doldursun! Onlar
bizi ikindi namazindan alikoydular..." demeyi gelenek edinmistir
(Sahih-i..., Cilt VIII, sh. 342) 404.
Görülüyor ki din adami'nin anlatmasina ve
belletmesine göre Muhammed "kötülügü"
iyilikle degil fakat benzeri bir kötülükle
karsilamanin ya da "kafirlere", "munafiklara" ve "müsriklere"
lanet savurmanin dogal bir davranis oldugunu ortaya vurmustur. Din
adami da insanlarimizi Muhammed örnegine göre yogurmus
olur.
Yine din adami'nin söylemesine göre Kur'an
üzerinde tartismaya kalkisanlarla oturup konusmak, onlari
ikna etmek degil fakat onlarla "lanetlesmek" fazilettir,
çünkü Muhammed böyle yapmistir ve
çünkü Kur'an'da böyle yapilmasi
anlatilmistir. Ayet söyle:
"Ey Muhammed! Sana (Kur'an) geldikten sonra, onda seninle kim
tartisacak olursa, de ki -'Gelin ogullarimizi, ogullarinizi,
kadinlarimizi, kadinlarinizi, kendimizi ve kendinizi
çagiralim, sonra lanetleselim de, Allah'in lanetinin
yabancilara olmasini dileyelim-'..." (K.3 Imran 61).
Bu ayet'i okurken din adami, ayet'le ilgili su hikaye'yi anlatir:
Bir gün Muhammed, Necran Hiristiyanlarina mektup
gönderip kendilerini Medine'ye çagirir: maksadi onlari
müslüman yapmaktir. Necran'lilardan 14 kisilik bir
hey'et, baslarinda emirleri Abdülmesi Akib olmak üzere
Medine'ye gelirler. Üzerlerinde ipekli ve "mükellef"
elbiseler vardir. Muhammed'in yanina çiktiklarinda Muhammed
onlardan yüz çevirir; güzel ve ipekli elbiseler
giymislerdir diye görüsmek dahi istemez. Bunun
üzerine Muhammed'in yaninda durmakta olan Osman b. Affan
dayanamz ve , Necran'lilara hitaben: "Huzura ipekli elbiselerle ve
mükellef giyimli bir hey'ette geldiginiz için
Resulallah size iltifat buyurmadi" der.
Adamcagizlar anlayis gösterip "huzur'dan" çekilir
giderler; ertesi gün "ruhban hey'etinde olarak" gelirler.
Muhammed onlari Islam'a çagirir. Kur'an'dan Isa ile ilgili
ayet'ler okur ve Isa'nin "ilah" (Tanri) niteliginde olmadigini
anlatir. Fakat Necran'lilar onun söylediklerinin Incil'de
yazili bulunmadigini belirtirler ve konuyu tartismak isterler.
Oysa ki Muhammed fazla tartismaya taraftar degildir. Bu nedenle
onlari "mülaane" ye çagirir ki Arapca olan bu
sözcügün anlami "lanetlesmek'tir"; daha dogrusu iki
taraftan her birinin, yalanci çikan diger tarafa lanet
yagdirmasidir.
Necran'lilar "lanetlesmektense" çekilip gitmeyi uygun
bulurlar. Din adami'nin söylemesine göre güya
Muhammed'in lanet etmesi halinde ne kendilerinin ve ne de
çocuklarinin artik bir daha "felah" bulamayacaklarini
anlamislardir 405. Oysa gerçek sudur ki Muhammed'in artik
güçlenmis oldugunu ve Islam'a girmedikleri taktirde
kisa bir zamanda kendilerine saldiracagini bildikleri için,
baslarina bela gelmesin diye "cizye" (kafa parasi) vermege razi
olurlar. Din adami'nin söylemesine göre "cizye"
müslümanligi kabul etmemenin cezasidir.
Öte yandan yine din adami'nin belletmesine göre
Muhammed, "kafirleri" ve "munafiklari" her vesile ile asagilatmayi
ve örnegin "Mü'min bir mi'desine koymak için yer.
Kafir ise karnindaki yedi bagirsagini doldurmak (karnini sisirmek)
için yer" diyerek onlari hem oburluk ve hem de hirs
asiriligi açisindan kötülemeyi gelenek edinmistir
(Bkz. Sahih-i ... Cilt XI, sh. 383) 406.
Kuskusuz ki din adami bunu belletirken, müslüman kisiyi
ayni davranis dogrultusunda kilmaga çalisir.
Ç) Din adami Muhammed'in, Bedir
günü pis bir kuyuya attirdigi ölü cesedlerine
hakaretler, küfürler yagdirarak intikam almasini
örnek verir:
Din adami'nin Islam kaynaklarindan naklen bellettigi olaylardan
biri Bedir savasiyle ilgili olarak söyledir:
Kureys'in Bedir savasinda yenilgiye ugramasi üzerine
Muhammed, Kureys esrafindan 24 kisinin cesedlerinin Bedir
kuyularindan pis bir kuyuya atilmalarini emreder. Bunlar kin
besledigi kimselerdir ki yillarca önce kendisiyle alay etmis
ya da kendisine kötülük yapmis olan kimselerdir.
Cesedlerini pis kuyuya attirmakla pis kuyunun yeni pisliklerle
dolacagini düsünmüstür. Fakat bununla da
yetinmez bir de ashabini pesine takip kuyu'nun basina giderek bu
cesedleri, kendi adlariyle ve babalarinin adlariyle
çagirmaya baslar ve her birini
küçültücü, asagilatici bir dil ile
konusur . Buhari'nin Ebu Talha'dan rivayetine göre söyle
der: "Ya filan Ibn-i filan, ya filan Ibn-i filan! Siz Allah'a ve
Resulullah'a itaat etmis olsaydiniz itaatiniz sizi sevindirir mi
idi? (Süphesiz sevindirirdi). Ey maktuller
(ölüler)! Biz, Rabbimizin bize va'dettigi nusret ve
zaferi muhakkak surette gerçek bulduk. Siz de (batil)
Rabbinizin va'dettigi (mevhum) nusret ve zeferi gerçek
buldunuz mu?".
Bu sekilde kinini bosaltirken yaninda bulunanlar kendisine bu
cesedlerde hayat eseri bulunmadigini hatirlatirlar. Fakat Muhammed
onlara: "...Allah'a yemin ederim ki , benim söyledigim
sözleri siz, onlardan daha iyi isitir degilsiniz" der.
Buhari'nin Katade'den rivayetine göre Tanri güya, Bedir
kuyusundaki cesedlere Muhammed'in söylediklerini isittirecek
derecede hayat vermistir. Din adami'nin anlatmasina göre"Bu
suretle azgin Kureys müsrikleri ayiplanmis,
küçültülmüs, azab edilmis ve
kaçirdiklari firsatlara, ve yaptiklari mezalime nedamet
ettirilmis(lerdir)". (Sahih-i..., Cilt X, sh. 152) ) 407
Din adami bu hadis hükmünü naklederken Muhammed'in
yukardaki sekilde ölü cesedlerini asagilatmakla intikam
almis oldugunu anlatir ve söyle der: "Resulallah'in bu veciz
hitabesi, esi görülmemis ilahi bir intikam idi" 408
Fakat din adami Muhammed'in kindar duygularla yaptiklarini
tamamlamak maksadiyle, Medine'ye dönüs sirasinda "Safra"
mevkiine gelindikte Nadr Ibn-i Haris'in ve daha sonra "Irk"
mevkiine gelindikte de Ukne Ibn-i Ebu Muayt'in boyunlarinin
vuruldugunu anlatir 409. Bunlar yillar önce Muhammed'le su
veya bu sekilde alay etmis olan kimselerdir. Anlasilan o dur ki
Muhammed, yillar boyu kinini içinde saklamis ve firsat
buldugu ilk firsatta intikamini almistir.
D) Din adami Bedir savasi sonucu ele
geçirilen Arap esirlerden fidye parasi veremeyenlerin
boyunlarinin vurdurtulmasini "fazilet" davranisi olarak
tanimlar:
Din adami'nin Islam kaynaklarindan (özellikle Taberiden)
naklen anlatmasina göre Muhammed, Bedir savasinda ele
geçirilen esirlere ne sekilde muamele yapilmasi gerektigi
hususunda kararsiz kalir. Fikir almak maksadiyle Ebu Bekir ile
Ömer b. Hattab'a danisir. Ebu Bekir esirlerin
affedilmelerini, Ömer ise öldürülmelerini
söylerler. Birbirine zid bu iki görüs karsisinda
Muhammed esirlerin kaderi hususunda verdigi karari
müslümanlara söylece ilan eder: "(Ey
Müslümanlar) Siz bugün fakirsiniz, elinizdeki
esirlerden kimse kurtulus parasi vermeden kurtulmasin; yahud
onlarin basini kesiniz" 410.
Ele geçirilmis olan esirler müslümanlar arasinda
paylasilir ve her müslüman kendisine düsen esir'den
fidye alir; fidye veremeyen esirlerin de kelleleri kesilir.
Anlasilan o'dur ki Muhammed, fakir müslümanlari
esirlerden fidye almaga zorlayip varlikli kilma yolunu tercih
etmistir. Böylece hem onlari kendisine biraz daha baglamis ve
hem de fidye veremeyen Kureysli esirlerden kurtulmus olur.
E) Din adami Muhammed'in gözler oydurtarak,
kizgin demir çubukla iskenceye sokarak, kol ve ayaklari
çaprazlama kestirerek insanlari cezalandirmasini ibret
verici örnekler olarak sergiler: "Ukle ve Ureyneliler" Hadisi
.
Kur'an'in Maide Suresi'inde: "Allah'a ve onun Resulü'ne
(isyan ederek) harb açanlarin ve yeryüzünde
içtimai nizami bozmaya çalisanlarin cezasi
(cürümlerine göre) ya amansiz
öldürülmeleri, yahud asilmalari, yahut ellerinin ve
ayaklarinin çapraz kesilmesi, yahud bulunduklari yerden
sürgün edilmeleridir..." (K. 5 Maide 33) diye yazilidir.
Buhari'nin Sahih'inde bu ayet "Dininden dönmek" ya da
"Küfür etmek" ya da "yol kesmek" suretlerinden biriyle
"Allah'a ve Peygamberi'ne karsi harb açanlara" verilecek
cezalarla ilgili olarak ele alinmistir. Yani "din'den dönmek"
ya da yol kesmek vs gibi davranislar Allah'a harb açmak
seklinde anlasilmistir.
Din adamlari bu ayeti korku ve dehset yaratmak için her
vesileyle müslüman kisi'nin karsisina dikerler ve bu
ayet'in bizzat Muhammed tarafindan uygulanmasiyle ilgili olarak
özellikle "Ukle ve Ureyneliler" hadisi'ni örnek verirler
ki kisaca söyledir:
Hicret'in 6.ci yilinda Muhammed "Ukl" ve "Ureyne" kabileleri
üzerine bir çete gönderir. Maksat ganimet
edinmektir. Bu saldiriya ugrayanlardan yedi sekiz kisi
müslümanligi kabul ettiklerini bildirerek Medine'ye
gelirler ve Muhammed'ten yardim dilerler. Muhammed onlari,
dilekleri geregince develerin bulundugu bir mintikaya
gönderir, yedirir, içirir. Fakat güya adamlar bir
süre sonra Muhammed'in çobani'ni iskenceye sokarak
öldürürler, develerini kaçirirlar ve
müslümanligi da terkettiklerini ilan ederler. Haberi
alan Muhammed derhal kaçanlarin pesine yirmi atli
gönderir ve adamlari yakalatip huzuruna getirtir. Din'den
çikmak, hirsizlik yapmak, çobani öldürmek
eylemlerine "kisas" olmak ve böylece Maide Suresi'nin yukarda
belirtilen hükmünü uygulamak üzere
gözlerinin oyulmasini ve ellerinin, ayaklarinin kesilmesini
emreder. Emrettigi sekilde yapilir: gözleri oyulan, elleri
ayaklari kesilen adamlar ögle sicaginda Medine'nin Harre
denilen taslik mintikasina getirilip birakilir ve kizgin
günes altinda ölüme terkedilir. Adamlar susuzluktan
taslari kemirerek, disleriyle topragi kaziyarak ölüme
giderler. Olay Diyanet yayinlarinda yukardaki sekilde
anlatilmistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 180 ve d.) 411.
Din adaminin açiklamasina göre bu kisiler böyle
bir ceza'ya müstahaktirlar, çünkü
Muhammed'ten iyilik gördükleri halde onun
çobanini öldürmüsler, develerini alip
kaçmislar ve Islam'dan da çikmislardir. Oysa ki bu
anlatim, aslinda abartmali bir anlatimdir. Fakat bir an
için bu söylenenlerin dogru oldugu kabul edilse dahi,
kendisini "peygamber" diye tanitan bir kimsenin bu adamlari,
gözlerini oydurtarak, ellerini ve ayaklarini dogratarak,
sonra da kizgin güneste biraktirarak böylesine gaddarca
bir ceza'ya çarptirmasi tasvip edilebilecek bir sey
degildir.
Din adami'nin, özellikle Buhari ve Taberi ve Ibn Ishak gibi
kaynaklara ve Diyanet yayinlarina dayali olarak büyük
bir zevkle anlattigi diger bir olay Muhammed'in Benu Nadir
Kabilesi'nin ileri gelenlerinden Kinane Ebi'l- Hukayk ile Huyey
bin Ahtab'i öldürtmesiyle ilgilidir ki kisaca
söyledir:
Hayber Yahudilerini müslüman olmaga zorlamak ve
müslüman olmadiklari taktirde mallarini ganimet olarak
almak maksadiyle Muhammed, hicret'in 7.ci yilinda Hayber seferine
çikar. Yahudiler müslüman olmayi red'edince
kalelerini kusatir ve onlari yenilgiye ugratir 412. Ele
geçirilen esirler arasindan Safiyye bint-i Huyey b. Sa'ye
adindaki güzel bir kadini kendisine ayirir. Safiyye 17
yasinda olup Yahudi kabilesinin baskani olan Huyey b. Ahtab'in
kizidir ve kabilenin ileri gelenlerinden Kinane ile henüz
yeni evlenmistir. Kabile'ye ait hazine'nin yerini ögrenmek
için Muhammed, Kinane'yi sorguya çeker; adamcagiz
hazine'nin yerini bilmedigini söyleyince iskence yapilmasini
emreder ve bu ise Zübeyr adinda birini memur eder.
Zübeyr demirden bir çubugu ateste kizdirir sonra
Kinane'nin vücuduna tutar. Kinane avaz avaza bagirmaya
baslar, fakat hazine'nin yerinden haberi olmadigini tekrarlar.
Muhammed iskence'nin arttirilmasini ister fakat yine sonuç
alamayinca kafasinin kesilmesini emreder. Emrederken Mesleme
adinda birini bu isle görevlendirir; çünkü
Mesleme, eskiden beri Kinane'ye karsi kin beslemekte olan biridir.
Safiyye'nin kocasi Kinane'yi bu sekilde
öldürttükten sonra onun babasini ve kayin
biraderini de, hazinenin yerini söylemediler diye,
öldürtür. Ve bütün bu öldürme
islerinin olustugu günün gecesinde Safiyye ile zifaf
olur. Ertesi gün "Kimde bir sey varsa getirsin" diye ilan
eder. Cemaat "hays" denen Arap yemegi yapip yerler. Bir rivayete
göre Safiyye o gece Muhammed'le yatmak istemez,
çünkü kocasi, babasi ve kayinbiraderi o gün
öldürülmüstür. Bu nedenle Muhammed
askerleriyle birlikte yola koyulur ve Safiyye ile ertesi gece
zifaf olur.
Din adami'nin iftiharla anlattigi bu olaylar, Islam
kaynaklarindan alinma olarak Diyanet Isleri Baskanligi'nin
yayinlarinda bulunur (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 299) 413.
F) Beni Kureyza kabilesinden alinan 800 (ya da
900) esirin, Muhammed'in emriyle ve onun gözleri
önünde kafalari kesilerek öldürülmesini
din adami övgüye layik bir olay olarak belletir:
Din adami'nin Arap kaynaklarindan ve özellikle Taberi, ve
Ibn Hisam, Vakidi vs... gibi ünlü tarihçilerden
ve Kur'an'dan (örnegin Ahzab Suresi'nin 26-27 ayetleri)
naklen anlatmasina göre Beni Kureyza kabilesine karsi
Muhammed'in giristigi kusatma hareketinin yirmi ya da yirmi
besinci gününde Yahudiler "aman" dileyerek teslim olmaya
karar verirler. Fakat Muhammed : "Ben size aman vermen" diyerek
dileklerini reddeder. Güya Tanri'dan aldigi emir geregince
onlari cezalandirmadan saldiriya son vermeyecektir. Onun bu tutumu
karsisinda Yahudiler, azad edilmek kaydiyle sahip bulunduklari
bütün mal ve mülkü terketmege razi olduklarini
bildirirler. Fakat Muhammed onlarin kayitsiz-sartsiz teslim
olmalarini ister. Yapacak baskaca bir sey bulamayinca Yahudiler
kalelerinden çikip teslim olurlar. Kurayza'lilarin
erkekleri karilarindan ve çocuklarindan ayrilip, elleri ve
ayaklari baglanarak muhafaza altina alinirlar. Azad olunmalari
için yeniden dilekte bulunurlarsada dilekleri kabul
edilmez. Muhammed onlara, kaderlerinin Sa'd b. Mu'az adinda biri
tarafindan hükme baglanmasi teklifinde bulunur; Kurayzalilar
kabul ederler. Oysa ki Sa'd b. Mu'az, çikarlari itibariyle
Muhammed'e bagli olan bir kimsedir. Nitekim Kureyza erkeklerinin
öldürülmelerini, kadinlarla çocuklarin esir
olarak paylasilmasini ve mal ve mülklerinin dahi
paylasilmasini hükme baglar. Muhammed bu hükmün
derhal yerine getirilmesini emreder. Kurayza'lilarin topraklarini
bes kisma böldürür ve bunlardan bir
bölümünü kendisine ayirdiktan sonra geri kalan
kismini kur'a ile müslümanlar arasinda paylastirir. Esir
alinan kadinlari ve çocuklari pazarda, at ve silah
karsiligi köle olarak sattirir. Kureyza'li erkeklerden alinan
esirlere gelince (ki bunlarin sayisi bir rivayete göre sekiz
yüz, bir rivayete göre de dokuz yüz kadardir)
bunlari ellerini ve ayaklari baglanmis olarak Medine pazarinin
bulundugu yerde toplar. Pazar yerinin ortasina
büyükçe bir kuyu kazdirir ve sonra kuyunun
kenarina çömelip oturur. Ali ile Zübeyr' i
çagirtip onlari kelle kesme isiyle görevlendirir ve:
"Kilicinizi çekip bunlari birbir öldürün ve
bu kuyuya atin" diye emreder. Ali ile Zübeyr büyük
bir sevkle esirlerin kellelerini kesmeye baslarlar; Muhammed de
kesilen kellelerin teker teker kuyuya düsmesini seyreder. Bir
aralik kelle kesme isini Hazreci'lere havale eder.
Çünkü Kureyza'lilar vaktiyle Hazreci'lere
karsi Evs kabilesiyle andlasma yapmislardir; böylece
Hazreci'lere simdi intikam alma firsatini saglamis olur. Kelle
kesme isi aksam karanligi basana kadar devam eder (Sahih-i... Cilt
II, sh. 407) 414.
Yine din adami'nin anlatmasina göre Muhammed, yukardaki
isler bittikten sonra özel sairi Hasan b. Sabit'e yahudilerin
kanli cesedlerine hakaret yagdirici siirler söylemesi
için söyle emreder: "Su Kureyza ogullarini hicvet,
irtikap ettikleri hiyanetleri birer birer say, dök. . Yahud
peygamberiniz ve ailesi hakkindaki küfürlerine cevap
ver..." 415. Böylece Kureyza'lilardan tam olarak intikamini
almistir. Fakat din adami, bütün bunlari birer "fazilet"
davranisi olarak gösterir ve müslüman kisiyi biraz
daha etkilemek üzere yukardaki olaylarin, yani esir
almalarin, yagmalarin, esirlere ait mal ve mülkün
paylasilmasinin, esirlerin kafalarinin teker teker ve en gaddar
sekilde dogranmasinin, vs...hep Tanri isi oldugunu ekler ve bu
hususlarla ilgili Kur'an ayet'lerini okur ki bunlardan ikisi
söyledir: "Allah, Kitab ehlinden (yani yahudilerden),
kafirleri destekleyenleri kalelerinden indirmis, kalblerine korku
salmisti; onlarin kimini öldürüyor kimini esir
ediyordunuz. Yerlerini, yurtlarini, mallarini ve henüz
ayaginizi dahi basmadiginiz yerleri Allah size miras olarak verdi.
.." (K. 33 Ahzab 26-27)
G) Din adami müslüman kisileri,
insanlarin "atesten bir çukurda beyinleri kaynar" olarak,
ya da "baslari tasla ezilmis", "çatal bir kanca ile
agizlari parçalanmis", "Kulaklarina kizgin kursun
dökülmüs", "Bagirsaklarini ates içinde
sürür" sekilde azab çekmelerini hayal etmege
zorlarken Muhammed'in bu dogrultudaki sözlerini ve Kur'an
ayet'lerini (örnegin Bakara 56) belletir:
Din adami'nin elinde insan kalbini katilastirmaga yeter
nitelikte olmak üzere sinirsiz bir malzeme yigini vardir ki
her biri birer dehset örnegidir. Bunlardan bir ikisini daha
siralayalim.
Ana, baba, kardes ya da en yakin akraba dahi olsalar,
müslüman olmayarak ölen kimseler için namaz
kilmanin, ya da "magfiret" dileginde bulunmanin caiz olmadigini
anlatmak için din adami Muhammed'i örnek verir. Bu
örneklerden bir kaçina biraz yukarda degindik ve
gördük ki Muhammed, müslüman imaninda
ölmediler diye anasi Emine için Tanri'nin kendisine
"magfiret" dileme izni vermedigini, babasi Abdullah'in Cehennem'e
atildigini söylemekte sakinca görmemistir. Kendisine
babalik yapan amucasi Ebu Talib hakkinda da yaptigi budur; o Ebu
Talib 'ki, bilindigi gibi Muhammed'i, çok
küçük yetim olarak evine almis ve kendi öz
oglu Ali gibi, hiç bir ayirim yapmadan tipki kendi oglu
gibi büyütmüstür. Her ne kadar
müslümanligi kabul etmemekle beraber son derece genis
bir hosgörülükle Muhammed'e her vesile ile yardimci
olmus, onu Kureyslilere karsi korumus, ölümlerden
kurtarmistir. Ancak ne var ki Muhammed, gördügü
bütün iyiliklere ragmen amucasi Ebu Talib'in
ölümünde, namazini kilmak ya da magfiret dilemek
söyle dursun fakat onun Cehenneme atildigini, atesten bir
çukurda beyni kaynayarak kalacagini söylemistir.
Konuya daha önce deginmis olmakla beraber kisaca su hususu
animsatmakta yarar vardir:
Din adami'nin Islam kaynaklarindan (özellikle Diyanet
yayinlarindan) naklen anlatmasina göre Ebu Talib'e
ölüm alametleri geldigi sirada Muhammed yanina gider ve
müslüman olmasini söyler. Fakat Ebu Talib kabul
etmez ve "Ben Abdülmuttalib milleti üzerineyim" diyerek
atalarinin dininde kalmak istedigini bildirir. Muhammed kendisine:
"Iyi bil ki amucacigim, Allah tarafindan men'olunmadikça
ben hakkinda muhakkak surette Allah'tan afv ve magfiret
dileyecegim" der; fakat dedigini yaptirtamaz ve Ebu Talib, kendi
atalarinin dinsel inancina bagli olarak gözlerini hayata
kapar. Amucasinin müslüman olmadan ölmesi
üzerine Muhammed, onun ve onun gibilerin "Cehennemlik
güruh" olduklarina ve onlar hakkinda magfiret
dilenemeyecegine, onlar için namaz kilinamayacagina dair
Kur'an'a su ayet'i koyar:
"Peygamber'in ve su iman edenlerin müsrikler lehine -onlarin
Cehennemlik güruh olduklari (anlasildiktan) sonra - magfiret
dilemeleri dogru degildir. Hatta o müsrikler... (hisim)
olsalar bile" (K. 9 Tevbe 113).
Fakat bununla da kalmaz bir de Ebu Talib'in Cehennem'e gittigini
ilan eder. Ederken de her seye ragmen amucasi lehinde sefaat'te
bulundugunu ekler ve söyle der: "Umarim ki sefaatim amucama
faydali olacaktir. Sefaatimle amucam topuklarina çikabilen
atesten bir çukura konulacak, oradan beyni kaynayacaktir"
(Sahih-i..., Cilt IV, sh. 533) 416.
Diyanet yayinlarinda yer alan bu hadis'i müslüman
kisilere örnek olarak verirken din adami sunu anlatmak
isterki Ebu Talib, Muhammed'in sefaati sayesinde nispeten hafif
bir ceza'ya çarptirilmis ve sadece "topkularina
çikabilen atesten bir çukura konulmus orada beyni
kaynatilmistir"; yani eger onun sefaati olmasaydi daha
büyük bir azab'a atilmis olacakti. Bunu kanitlamak uzere
de Buhari'nin Abbas Ibn-i Müttalib'den rivayet ettigi su
hadis'i nakleder: "...rivayete göre bir kere Abbas Nebi'...e:
-'Ya Resul'llah! Amucan (Ebu Talib hakkinda sefaat)den seni nasil
bir his alikoydu? Allah'a yemin ederim ki o, seni her zaman
tecavüzden muhafaza ederdi. Ve senin hesabina
düsmanlarina karsi asabilesirdi! dedi. Resulullah söyle
cevap verdi:
-Simdi Ebu Talib topuklarina kadar -dibi yakin- atesten bir
çukur içindedir. Eger benim (sefaatim) olmasaydi
muhakkak o, Cehennem'in en derin çukurunda bulunurdu" (Bkz.
Sahih-i... Cilt X, sh. 52 ve d.) 417
Bunu anlatirken din adami, amucasi Ebu Talib lehine "sefaat"
gösterdi diye (ve bu sayede amucasinin topuguna kadar
çikan atesten bir çukurda beyni kaynayarak kalmasini
sagladigi için) Muhammed'i yüceltir. Sanki "topuga
kadar çikan atesten bir çukurda beyni kayna yarak"
azab çekmek topugu asan atesten bir çukura
atilmaktan farkli imis gibi!
Öte yandan din adami, Islam'in emirlerine uymayanlarin,
ve hele Kur'an okumayanlarin (ya da okumayi ihmal edenlerin)
ugrayacaklari dehset verici cezalari anlatmak için yine
Muhammed örnegine sarilir ve özellikle Muhammed'in hayal
ettigi seyleri ya da rü'ya'larini yine onun agzindan olmak
üzere nakleder.
Bu rü'ya'lardan biri Muhammed'in husumet besledigi Huza
ogullari ile ilgilidir. Din adaminin belletmesine göre
Muhammed, güya develerin kulaklarini yarip salmak suretiyle
adak yapma gelenegini sürdürdü diye Huzai Amr
hakkinda aynen söyle demistir: "(Küsuf namazi kilarken)
ben Cehennem'de Huzai Ibn-i Amiri'yi kendi bagirsaklarini (ates
içinde) sürükler bir halde gördüm.
Çünkü Amr-i Huzai develeri salma adak
yapanlarin önderi idi" (Sahih-i..., Cilt IX, sh. 233 ve d.)
418.
Yine din adami'nin anlatmasina göre Muhammed, bir gün
namaz kilarken bir seye eliyle uzanmak istermis gibi yapmis, sonra
ikilip geri geri çekilmis ve bunun nedenini soranlara :
"(Evet) Ben Cenneti gördüm ve bir (üzüm)
salkimina elimle uzandim" dedikten sonra Huzai'lerin ceddi sayilan
ve güya hacilarin mallarini çalan birisi hakkinda
söyle konusmustur: "Size va'd olunan seylerden hiçbiri
yoktur ki, su namazimin içinde görmüs olmiyayim,
sizi temin ederim ki, Cehennem (bana dogru getirildi). Bu da
yalini bana dokunur korkusiyle geri geri geldigimi
gördügünüz esnada oldu. O kadar (yakinima
geldi) ki, orada çomakli herifin ates içinde
bagirsaklarini sürüdügünü
gördüm. O çomakli ki, hacilarin mallarini
çomagiyle çalardi. (Bir mali çaldiginin)
farkina varildi mi. çomagima takildi der, varilmadi mi alip
götürürdü..." (Sahih-i..., Cilt III, sh. 342)
419.
Öte yandan Kur'an okumayanlarin, ya da faiz alanlarin,
ya da zina yapanlarin ya da benzeri günahlarda bulunanlarin
Cehennem'de nasil bir ceza'ya ugrayacaklari hakkinda din adami
yine Muhammed'in rü'ya'larini belletir. Bu rü'ya'lar
insanlarin agizlarinin çatal kanca ile
parçalandigini, kafalarinin tasla kirildigini,
vücud'larinin ates alevinde kavruldugunu anlatir nitelikte
seylerdir.
Din adami'nin Diyanet Isleri Baskanligi'nin yayinlari
araciligiyle halkimiza bellettigi bu rü'ya'lardan biri,
Muhammed'in agzindan çiktigi sekliyle aynen söyle:
"... Lakin bu gece ben bir rü'ya gördüm...
Gördüm ki, iki melek bana geldi. Bunlar iki elimi tutup
beni düz bir fezaya çikardilar. Orada bir kimse
oturuyordu, diger bir adam da ayakta duruyordu. Elinde demirden
çatal bir kanca vardi. Ayaktaki adam bu çatal
kancayi oturanin agzinin sag tarafina, ta kafasina kadar sokuyor
ve agzin bu kismini parçaliyordu. Sonra bu adam agzin diger
tarafini da bu suretle tahrib ediyordu. Bu sirada agzin sag kismi
iyi olmus bulunuyordu. Bu def'a da buraya dönüyor, yine
kancayi sokup parçaliyordu. Bu meleklere ben:
-'Bu adam kimdir? Ve bu hal nedir?' dedim. Melekler:
-'Hiç sorma, ileri yürü!' dediler. Birlikte
ileri gittik. Nihayet arka üstü yatmis bir adamin yanina
geldik. Bunun basucunda da bir adam oturmus, elinde yumruk
cesametinde bir tas. Bununla yatan adamin basini kiriyordu. Tasi
basina her vurdugunda, tas yuvarlanip gidiyordu. O adam da
arkasindan tasi almaga kosuyordu. O dönüp gelmeden bunun
basi iyi oluyor, eski haline avdet ediyordu. O adam avdet edince
yine basina vurup eziyordu. Bu meleklere ben:
-'Bu adam kimdir?' diye sordum. Melekler;
'Hiç sorma, ileri yürü' dediler. Ileri gittik.
Firin gibi alti genis, üstü dar bir delige eristik. Bu
deligin altinda ates yükseliyor, hatta (delikten)
çikmaga yaklasiyorlardi. Atesin alevi sakinlestikçe
de asagi dönüyorlardi. Burada çiplak erkekler,
çiplak kadinlar vardi. Bu iki melege ben:
-' Bunlar kim?' diye sordum. Melekler bana:
-''Hiç sorma, ileri git!' dediler. Yürüdük,
ta ki kandan bir nehrin içinde ayakta bir adam dikiliyordu.
Bu nehrin kenarinda da bir adam duruyordu. Önünde
-nar gibi 'yuvarlak' taslar bulunuyordu. Nehirdeki adam
yüzerek sahile dogru -gelip çikmak isteyince sahildeki
adam cenesine bir tas atiyor, nehirdekini eski yerine iade
ediyordu. Çikmak için sahile dogru gelmege her
tesebbüs ettikçe, sahildeki, hemen çenesine bir
tas firlatiyor, onu eski yerine reddediyordu. Bu iki melege
ben:
-'Bu nedir?' diye sordum. Melekler:
-'Sorma, ileri yürü' dediler. Birlikte
yürüdük. Yesil bir bahçeye vardik. Bu
bahçede büyük bir agaç vardi...
Meleklere:
-'Beni bu gece -iyi- gezdirdiniz. Simdi bana
gördügüm seyleri bildiriniz' dedim. Melekler:
-'Evet (anlatalim)' dediler: Hani su agzi parçalandigini
gördügün kimse yok mu? Bu bir yalanci idi; o,
dünyada daima yalan söylerdi.... Iste bu yalanci kiyamet
gününe kadar bu suretle azab olunacaktir.
Hani su basi ezildigini gördügün adam da yok mu.
Cenab-i Hak bunun Kur'an ögrenmesine hidayet etmis de (bu
nimetin kadrini bilmiyerek) bütün gece (Kur'an okumayip)
uyku uyumustu, gündüz de Kur'an ile amel etmemisti. Bu
da yevm-i kiyamete kadar bu suretle azab edilecektir.
Hani o delik içinde gördügün
çiplaklar yok mu?' Bunlar da bir alay zanilerdir. Nehirde
gördügün de faiz yiyen haramkarlardir..."
(Sahih-i..., Cilt IV. sh. 595 ve d.) 420
Yine din adami'nin belletmesine göre Muhammed, namazdan
kaçanlari odun atesinde diri diri yakmaga hevesli olarak
konusmustur ki Diyanet yayinlarinda yer alan sekliyle aynen
söyledir : "Içimden öyle geçiyor ki (bir
çok) odun yigdirayim, sonra namaz içinde ezan
okunmasini emredeyim de birine cemaate imam olsun diyeyim. Sonra o
cemaati birakip (namaza gelmeyen) kimselerin üzerlerine gidip
evlerini (kendileri içerde iken) yakivereyim. Nefsim yed-i
kudretinde olan Allah'a kasem ederim ki, (cemaatin) bu (geri
kala)nlarinda her hangisi (burada) semiz etli bir kemik
parçasi, yahud iki tane a'la paça bulacagini akli
kesse (hemen) yatsiya gelir" (Sahih-i..., Cilt. II, sh. 603 ve d.)
421.
Din adami'nin söylemesine göre Kur'an'i ve Muhammed'i
inkar edenlere, bu yer yüzü cezalarindan gayri
(örnegin ellerinin ayaklarinin çaprazlama kesilmesi
vs... gibi), ölümlerinden sonra da, özel cezalar
uygulanacaktir. Örnegin melekler bu suçu isleyen
kisi'nin kulaginin arkasina demirden bir topuzla vuracaklar ve
kisi o topuzu yiyince siddetli bir sekilde feryad edecek, ayrica
da mezarinda azab içerisinde kivranacaktir. Öte
yandan bu gibi kisilerin Cehennem atesinde iyice yanip
kavrulacaklarini, her kavrulusta biraz daha azab çeksinler
diye derilerinin yenilenecegini anlatmak için din adami
Kur'an'dan su tür ayet'leri siralar: "Dogrusu, ayet'lerimizi
inkar edenleri atese yaslayacagiz; derilerinin her yanisinda,
azabi tatmalari için onlari baska derilerle degistirecegiz"
(K. 2 Bakara 56).
Böylece din adami, Tanri'yi, sanki gaddar ruhlu imis gibi
göstermek suretiyle, kisileri de ayni ruhta yetistirmek
ister.
H) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine
göre din'den dönenlerin (Mürted'lerin, Irtidat
edenlerin=Islam'dan çikanlarin)
öldürülmeleri gerekir:
Islam seriati'nin olumsuzluklarini gizleme san'atinda usta
görünen bazi gayretkesler din'den dönmenin (irtidat
etmenin/ Islam dinini terketmenin) ölüm cezasini
gerektirmedigini öne sürerler. Örnegin "Irtidat
edenin (din'den dönenin) cezasini Tanri öbür
dünyada verir" derler ve "Din'den dönmenin Kur'an'da
cezasi yoktur" diye eklerler.
Oysa ki yalandir; çünkü din adami'nin Islam
kaynaklarina dayali olarak belletmesine göre "irtidat" edenin
(din'den dönenin) "ölüm" cezasina layik bulundugu
ve bu ceza'nin öbür dünya'dan önce bu
dünya'da uygulanmak gerektigi Kur'an'da yazili olmak yaninda
(örnegin Bakara 217; Al-i Imran 177), Muhammed'in bu
ayet'leri bu maksatla uygulamasiyle ve ayrica da: "Her kim dinini
(ki Müslümanliktir) degistirirse, onu hemen
öldürünüz-" seklinde konusmasiyle sabit'tir.
Din adami'nin belletmesine göre "Irtidat" (din'den
dönmek) sadece Islam dinini terkedip baska bir dine girmekle
degil fakat Muhammed'e sövmek ve onu yermekle de olusabilen
bir sey olarak kabul edilmistir. Nitekim Ebu Bekr, kendi hilafeti
zamaninda Yemame'de, sarkici bir kadinin Muhammed aleyhinde alayli
sekilde k sarkilar söylemesi vesilesiyle Yemame vali'si Ibn-i
Ebi Ümeyye'ye, bu suç'un "irtidad" (dinden
dönmek) suçu sayilmak gerektigini bildirerek
söyle yazmistir: "Senin Resulullah'a setm ederek
(söverek) teganni eden bir kadin hakkinda tayin ettigin
cezayi isittim, eger sen böyle çirkin bir muamelede
bulunmasaydin o kadini katletmeni (öldürtmeni)
emrederdim. Çünkü bu muganniye kadin
müslümansa, bu cürmü irtikab etmekle
mürted olmustur (bu suçu islemekle din'den
çikmistir)..." 422.
Öte yandan 1400 yil'lik Islam tarihi boyunca Islam'dan
çikanlara uygulanan ceza'lar hep bu hükümler ve
hep Muhammed'in bu yukardaki davranislari dogrultusunda olmustur.
Gerçekten de din adami'nin bellettigi Kur'an ayet'lerinden
biri söyle: "Kim ki dininden döner ve kafir olarak
ölürse, bu gibilerin bütün yaptiklari,
dünyada da, ahirette de bosa gider; bunlar cehennemliktirler
ve Cehennem'de ebedi kalicidirlar" (K. 2 Bakara 217)
Bu nitelikte bir diger ayet de söyle: "Imani inkara
degisenler süphesiz Allah'a bir zarar veremeyeceklerdir. Elem
verici azab onlaradir" (K. 3 Al-i Imran 177).
Dikkat edilecegi gibi bu ayet'lerde, her ne kadar Cehennem cezasi
zikredilmekle beraber, ayni zamanda "elem verici azab" dan
söz edilmektedir. Bu "elem verici azab" sadece öbür
dünya'nin cezasi olarak degil fakat ayni zamanda bu
dünya'nin cezasi olarak da
öngörülmüstür: su bakimdan ki Kur'an'in
Maide suresi'nin 33.cü ayeti'nde söyle yazilidir: "Allah
ve Peygamberleriyle savasanlarin ve yeryüzünde
bozgunculuga ugrasanlarin cezasi öldürülmek, veya
asilmak, yahut çapraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da
yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir
rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardir" (K. 5
Maide 33).
Görülüyor ki ayet'de ceza'nin "dünyevi"
niteligi vurgulanmaktadir. Her ne kadar bu ayet, ayni zamanda
eskiya ve yol kesiciler hakkinda da geçerli olmakla
beraber, esas itibariyle din'den dönme suçunu kapsar,
çünkü Islam için bundan daha
büyük, daha ciddi bir tehlike söz konusu degildir.
Bundan dolayidir ki din'den dönmek bir bakima "Tanri'ya ve
peygamberine karsi isyan etmek ya da savas açmak" seklinde
kabul edilmis ve bu suça tekabül eden bir ceza ile
karsilanmak istenmistir. Nitekim bu ayet'in açiklanmasiyle
ilgili olarak Buhari'nin "Kitabü'l-Muharibin" adli yapitinin
basligi: "Küfretmek ve dininden dönmek, yol kesmek
cürümlerinden biriyle Allah'a ve Peygamber'ine karsi
harb açanlarin cezai hükümleri" olup, biraz
yukarda özetledigimiz gibi, Ükl ve Ureyne
kabilelerinden bazi kisilerin din'den dönmeleri (Islam'i
terketmeleri) ve Muhammed tarafindan ellerinin ve ayaklarinin
kesilmeleriyle ilgili hadisleri kapsar 423.
Öte yandan Diyanet'in yayinlarinda yer alan ve
Buhari'nin Ibn-i Abbas'tan rivayet ettigi bir hadis'ten
ögrenmekteyiz ki Ali, "üluhiyet" iddia eden (yani
kendisini Tanri kertesinde gören) Abdullah Ibn-i Sebe'nin
halkini ateste yakmak suretiyle yok etmistir. Bu hadis
hükmünü insanlarimiza belleten din adami'nin
görüsü o'dur ki Islam dininden olanlarin din
degistirmeleri ölüm cezasini gerektirir.
Çünkü Muhammed: "Her kim dinini (ki
Müslümanliktir) degistirirse, onu hemen
öldürünüz" diye emretmistir. Fakat güya
öldürmenin ateste yakarak degil fakat baska sekilde
(örnegin asarak, kiliçla dograyarak, vs...)
yapilmasini bildirmistir. Söz konusu hadis aynen söyle:
"Ibn-i Abbas...'dan rivayet olunduguna göre, Ali...'nin bir
kavmi (kendisinin üluhiyetini iddia eden Abdullah Ibn-i
Sebe'nin cemaatini) ateste yaktigi (haberi) Ibn-i Abbas'a eristigi
zaman:
- Eger ben (Ali'nin yerinde) olsaydim bunlari yakmazdim.
Çünki Nebi...': Insanlari (yakarak) Allah'in
azabiyle ukubetlendirmeyiniz- buyurdu. Yine ben (Ali'nin yerinde
olsaydim) onlari muhakkak öldürürdüm. Nasil
ki, Nebi...: -Her kim dinini (ki Müslümanliktir)
degistirirse, onu hemen öldürünüz-
demistir'..." (Sahih-i..., Cilt VIII, sh. 307)424.
Din'den dönenlere 1400 yil boyunca uygulana gelen
ölüm cezasi, yirmi-birinci yüzyila girmek
üzere bulundugumuz bu uygarlik döneminde dahi, din
adamlarinin gayretkeslikleri sayesinde, Islam ülkerininde
geçerlidir
|
[ e-mail the URL of this page ]
[top of page]
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Copyright© Internet Infidels® 1995-Present. All rights reserved.
|