|
|||||||||
I) Din adami, "Tanri" anlayisina egemen olmak gereken "yücelik" fikrinden habersizdir:
A) Tanri'nin "Tek" oldugu fikrini belletmek için din adami, her isin tek sayilara göre görülmesi hususundaki seriat verilerine sarilir: örnegin "istinca" sirasinda (abdest'ten sonra temizlenirken) tek sayida tas kullanmanin seriat emri oldugunu söyler.II) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine göre "Tanri," küfürler eden, yarattigi kul'lari ile çekisen, cebellesen, kavga eden bir "Tanri'dir".
B) Din adami'nin belletmesine göre "merkep seytan gorünce anirir; merkebin anirmasini isiten müslüman kisi Tanri'nin adini anmalidir"
C) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine göre Tanri, her iyi müslüman erkegine güzel kizlar verecektir Cennette.
Din adami'nin seriat verilerine dayali olarak halkimiza kabul ettirdigi Tanri anlayisi, Tanri'nin "Yüceligi" fikriyle bagdasmaz olup aydin ve akilci kisileri saskina çevirecek yeterliktedir . Bu anlayis, esas itibariyle Arap'in kendi kafasindan yarattigi ve Arap nitelikleriyle donattigi Tanri anlayisindan baska bir sey degildir. Arap yasamlarina ve Arap karakterine egemen bütün unsurlari bu Tanri anlayisinda bulmak mümkündür. Bu anlayisa göre Tanri "intikamcidir", "korkutucu'dur", "kiskanç'tir", "acimasiz'dir", insanlari "kul" olarak yaratip kendisine "taptirandir", yarattigi kul'larin kaderini keyfi olarak çizen, tüm davranislarini en ince noktasina kadar düzenleyen ve onlara düsünme özgürlügü diye bir sey tanimayandir; farkli din ve inançta olanlari birbirlerine saldirtan, bogazlatandir; diledigini müslüman, diledigini "kafir" yapandir; müslüman yaptiklarini Cennet'in güzel huri'lerine kavusturan, kafir yaptiklarini ise azaba sokandir; diledigini "fazilet'e", diledigini de "rezilet'e" dogrultandir; fazilet'e eristirdiklerini mükafatlandiran, rezilet'e dogrulttuklarini ise Cehennem ateslerinde kavrultandir; diledigini "çok rizikli" (varlikli) diledigini de "az rizikli" (yoksul) yapandir; varlikli yaptiklarini yoksullardan 500 yil sonra Cennete alacagini, yoksul yaptiklarini ise sinavdan geçirdigini anlatandir, vb...
Din adami'nin böylesine keyfi ve olumsuz bir "Tanri" anlayisi ile egittigi insanlardan insan sevgisi duygulariyla yetismelerini, özgürlük ve benlik bilincine erismelerini, dünyevi ve uhrevi ahlak ilkelerine yönelmelerini, insanligin gelismesine katkida bulunmalarini, uygarlik yaratmalarini beklemek elbetteki abestir.
Her ne kadar geçmiste, Islam düsünürleri içerisinde, Tanri anlayisini seriatçi'nin tasalludundan ve tekelinden kurtarip yüceltmek ve örnegin "Tanri-Kisi" ayniyeti fikrine yönelmek ya da Tanri'yi sevgi kaynagi seklinde göstermek isteyenler görülmemis degilsede bu girisimler hep "zindiklik" ya da "kafirlik" olarak damgalanmis ve bu nedenle Tanri fikrini yüceltici ve ululastirici sonuçlara ulasilamamistir Bu konuyu Aydin ve "Aydin" adli kitabimizda inceledigimiz için burada fazla durmayacagiz.
I) Din adami, "Tanri" anlayisina egemen olmak
gereken "yücelik" fikrinden habersizdir:
Din adami, kendi inançlari dogrultusunda olmayan "akilci"
ve "laik" zihniyetteki kisilere "Tanrisiz", ya da "Tanri
düsmani" diyerekten saldirmayi gelenek edinmistir. Ancak ne
var ki kendisi, Tanri anlayisina egemen olmak gereken
"yücelik'ten" habersiz olup Tanri fikrindeki kutsalliga karsi
saygisizlikta rakipsizdir. Hemen her sözü ve davranisi
ile bu habersizligini ve rakipsizligini ortaya vurmaktan geri
kalmaz. Örnegin "Istinca" sirasinda (yani "Def-i
hacet"/abdest yaptiktan sonra temizlenirken) tek sayida tas
kullanmanin Tanri'nin tek olusuna inanmak demek olacagindan
tutunuz da merkep anirdigi zaman Tanri'nin adini anmanin Tanri'ya
sayginlik sayilacagina; ya da "kafirlere" saldirmanin,
"müsrikleri" öldürmenin, "Tanrisiz'lari" yok
etmenin Tanri emrini yerine getirmek olacagina; ya da Islam'in
emirlerine uyanlarin Tanri tarafindan Cennetteki "güzel
hurilere, memeleri yeni sertlesmis kizlara" kavusturulacaklarina,
vb..., dair saskinlik yaratici nice hükümlerle
insanlarimiza Tanri'nin "büyüklügünü"
anlatmaya çalisir. Bütün bu çabalariyle
Tanri fikrine karsi en büyük saygisizlikta bulundugunun
farkina varacak yeterlikte degildir. Din adami'nin Tanri fikrini
yüce'likten uzaklastirici nitelikteki ögretisine
verilecek örnekler sayisizdir. Kisa bir fikir edinmek
üzere bunlardan sadece bazilarini belirtmekle yetinelim.
A) Tanri'nin "Tek" oldugu fikrini belletmek
için din adami, her isin tek sayilara göre
görülmesi hususundaki seriat verilerine sarilir:
örnegin "istinca" sirasinda (abdest'ten sonra temizlenirken)
tek sayida tas kullanmanin seriat emri oldugunu
söyler.
Seriat'a körü körüne bagli olarak din adami,
"tek" sayilarin kutsalligina inanmistir ve insanlarimizi da bu
inançla yogurur. Çünkü bu
hükümlere göre tek sayi, güya Tanri'nin tek
olusunun ifadesidir. Bundan dolayidir ki din adami'nin
yetistirmesi olarak müslüman kisi, her isini tek sayi
esasina göre (yani 1 ya da 3 ya da 5 vs...) yapar:
örnegin su içerken tek sayida yudumlayarak
içer; meyve yerken adedini tek sayida tutar; "istinca"
için (abdestini yaptiktan sonra temizlenirken) tek sayida
tas ya da kerpiç kullanir, vs....
Bütün bunlari din adami'nin kendisine bellettigi seriat
emirlerine uygun olarak yapar. Elinin altinda Diyanet Isleri
Baskanligi'nin Sahih-i Buhari Muhtasari... adli yayinlari vardir
ve bu yayinlarda örnegin, Ebu Hüreyre' nin rivayetine
göre Muhammed'in söyle emrettigi yazilidir: "Her kim
(istinca için) tas isti'mal ederse adedini tek yapsin
(Hiç olmazsa üç tas kullansin)..." (Bkz.
Sahih-i... Cilt I, sh. 147) 489
Islam dünyasi'nin en ünlü din bilginleri bu konuyu
büyük bir titizlikle ele alirlar ve müslüman
kisi'nin Tanri'ya inanmisligini bununla ölçüye
vururlar. Örnegin Hüccetü'l-Islam namiyle
taninan Imam Gazali, Kimya-i Sa'adet adli kitabinin bir yerinde
söyle der: "Helaya girerken sol ayakla girmeli... su duayi
okumalidir : -'(Maddi ve manevi pisliklerden ve seytandan Allah'a
siginirim)... (Temizlenme isine gelince, kisi) Üç
kerpiç parçasini yahut düzeltilmis
üç tasi büyük abdestten önce alir.
Kaza-yi hacet bitince, sol eliyle alir ve necaset (pislik) olmayan
yerden baslayip necaset bulunan yere sürer ve orada
döndürürür ve necaset bulastirmadan kaldirir.
Böylece üç tasi kullanir. Eger temizlenmezse iki
tas daha kullanir. Böylece (kullandigi taslarin sayisinin)
tek olmasina dikkat eder. Sonra düz bir tasi sag eline alir,
zekerini sol eliyle tutar, o tas üzerine üç defa
sürer. yahut da duvarda üç ayri yere
sürer... Bunun gibi istibrada da (yani isedikten sonra
temizlenirken) elini üç defa zekerin altina koyup
sallar ve üç adim yürür, üç defa
öksürür. Bundan daha fazla kendine eziyet
vermemelidir..." 490 .
Görülüyor ki abdest yaptiktan sonra temizlenirken
(istinca ederken) üç tas kullanmak, ya da isedikten
("istibra" dan) sonra "zekeri" el ile tutup üç defa
sallamak, sonra üç adim yürüyüp
üç defa öksürmek, müslüman kisinin
riayet etmekle görevli bulundugu seylerdendir; bu sekilde
davranmakla Tanri'nin tek'ligini inanmis oldugunu ortaya vurur.
Çünkü din adami ona bunu böyle
ögretmistir. Gazali üstadimiz söyle diyor:
"Böylece (kisi'nin) bütün isleri, Allahu Teala ile
alakali olmalidir. Çünkü O tektir.
Çift degildir. Bir isin herhangi bir bakimdan Allahu
Teala ile alakasi yoksa, bostur ve faydasizdir. O halde tek,
Allahu Teala ile alakali olmak sebebiyle, çiftten daha
iyidir" 491 .
"Tanri" ile ilgili bu tür tanimlamalari okurken kendi
kendimize: "Tanri fikrindeki yüceligi, acaba bu yukardaki
mantiktan daha fazla rencide eden ne olabilir?" diye sormamiz
gerekmez mi?
B) Din adami'nin belletmesine göre "merkep
seytan gorünce anirir; merkebin anirmasini isiten
müslüman kisi Tanri'nin adini anmalidir"
Din adami'nin halka bellettigi seriat hükümlerine
göre horoz öttügü zaman horoz sesini duyan
müslüman kisi Tanri'nin "fazl-ü kereminden"
istemelidir; merkep anirmasini isitiginde de Allah'in adini
anmali, "Euzü bi'llahi mine's-seytani'r-racim" demeli ve
Muhammed'e de salavat getirmelidir. Çünkü din
adami'nin bildirmesine göre Muhammed, horozlarin melek
gördükleri zaman öttüklerini, merkeb'lerin de
seytan gordükleri zaman anirdiklarini söylemistir 492.
Bu konuda din adami karsimiza, Buhari, Müslim, Davudi, Ibn-i
Hibban, Ebu Müse'l-Isfehani, Ebu Rafi, Sa'lebi vs... gibi
gibi en saglam kaynaklari serer. Bunlardan biri Sa'lebi'nin
rivayetidir; bu rivayete göre Muhammed, Tanri'nin
üç ses'e muhabbet ettigini, ve bu seslerin basinda
horoz sesi geldigini bildirmistir. Horoz sesi kadar güzel
olan diger sesler Kur'an okuyan kisinin sesi ile bir de seher
vakti Allah'i "istigfar" edenlerin (yani Tanri'dan
günahlarinin bagislanmasini dileyenlerin) sesidir
(Sahih-i..., Cilt IX, sh. 67)493.
Din adami'nin bu konuda verdigi diger bir kaynak Ibn-i Hibban'in
Sahih adli yapitidir ki buna göre Muhammed horoz'un diger
hayvanlarda bulunmayan bir özelligi oldugunu, bu
özelligin de geceler içinde, safaktan önce ve
sonra, fasila ile ötmesi, böylece muslüman kisileri
namaza da'vet etmesi oldugunu bildirmistir. Ebu Hüreyre ile
Ebu Rafi'nin rivayetlerine göre ise Muhammed, horoz'larin
melek gördükleri zaman öttüklerini,
merkeb'lerin de seytan gördükler zaman anirdiklarini,
merkep anirinca Tanri'yi anmak gerektigini bildirmis ve söyle
demistir: "Merkep seytan görmedikce anirmaz. Merkep anirinca
siz Allahu Teala'yi zikredin, bana da salavat getiriniz"
(Sahih-i..., Cilt IX, sh. 68) 494.
Görülüyor ki din adami, merkep anirinca Tanri'nin
adini anmanin (ve Muhammed'e salavat getirmenin) Tanri'yi
yüceltmek oldugu inancindadir ve müslüman kisiyi de
bu inanç ile yetistirme cabasindadir.
C) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine
göre Tanri, her iyi müslüman erkegine güzel
kizlar verecektir Cennette.
Insanlarimiza Tanri fikrini asilamaga çalisan din adami,
elindeki seriat malzemesine dayanarak Tanri'yi hiçte olumlu
sayilamayacak kiliklarda tanitir. Hem de öylesine ki Tanri
güya müslüman erkek kul'larina "ahu
gözlü", "sirin sözlü", "beyaz tenli",
"memeleri yeni sertlesmis" güzel kizlar, "huri'ler" temin
edecektir; bu kul'larini bu güzel dilberlerle
sevistirecektir, yeter ki bu kul'lar Tanri'ya ve Muhammed'e
inanmis olarak seriat emirlerine itaatli olsunlar, yani "yararli
is yapsinlar". Bunu anlatmak üzere din adami: "Allah'a...
karsi gelmekten sakinanlar... Cennet'lerde pinar baslarindadir..."
(K. Hicr 45) seklindeki nice hükümlere basvurur.
Basvururken de Tanri'nin erkek kullarina "bakire esler" temin
etmnek üzere söyle konustugunu anlatir: "Onlara ceylan
gözlü esler veririz... Onlari, iri gözlü
hurilerle eslendiririz" (K. Duhan 54; Tur 19-24) Bu huri'lerin
"Memeleri yeni sertlesmis kizlar", "Bakislarini yalniz erkeklerine
çevirmis ceylan gözlü hatunlar", "Daha önce
ne insan ve ne de cinlerin dokunmadigi bakire yaratiklar" (K.
Rahman 46-52) olduklarini da eklemeyi unutmaz 495. Yine din
adami'nin belletmesine göre Tanri her erkek kulunu en azindan
500 huri, ayrica 4000 bakire ve sekiz bin dul ile sevistirecektir
(495 a). Bunun böyle olabilmesi için her erkek kuluna,
cinsi münasebete giristigi her kez 70 erkegin cinsel
iktidarini saglayacak, sevisme süresini de dünya
ömrü kadar uzunluktaki bir zaman göre
ayarlayacaktir.
Görülüyor ki din adami, Tanri fikrini
yüceltici degil fakat zedeleyici ne varsa her seyi yapma
egilimindedir: muhtemelen farkinda olmiyarak.
II) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine
göre "Tanri," küfürler eden, yarattigi kul'lari ile
çekisen, cebellesen, kavga eden bir "Tanri'dir".
Din adami, seriat verilerine dayali olarak Tanri'yi, Tanri'nin
büyüklügü ve yüceligi fikriyle bagdasmaz
bir dil ile konusur sekilde tanimlar. Bu tanima göre Tanri,
kendisine boyun egmeyenlere ve genel olarak hoslanmadigi ve
sevmedigi kisilere karsi "alçak zorba", "soysuz" ,
"serefsiz" "geberesice", "elleri kuruyasica", "Allah seni
kahretsin", "odun hammali" , "Host defolun", "Dilini sarkitip
soluyan köpek" , "kof kütük" vs... seklinde
küfür ve lanetlemeler yagdirmaktadir. Bu konuda din
adami'nin (Diyanet yayinlarindan naklen) verdigi örneklerden
biri, Tanri'nin, güya Bedevi'lere ve Kentli Arap'lara
söyle hitap ettigini belirtir: "Kötü belalar kendi
baslarina gelsin" (9 Tevbe 98). Diger bir örnek Tanri'nin Ebu
Leheb ile karisina hitaben su sekilde beddua etmesiyle ilgilidir:
"Ebu Leheb'in elleri kurusun, yok olsun; Mali ve kazandigi
kendisine fayda vermesin; Alevli ateste yanacaktir; Karisi da
boynunda bir ip oldugu halde ona odun tasiyacaktir" (111 Leheb
1-5)
Din adami bu Sure'yi belletirken Ebu Leheb'in, Muhammed'in
amucasi oldugunu fakat Muhammed'e kötü davrandigini ve
müslümanligi kabul'den kaçindigini ve bu nedenle
Tanri'nin onu yukardaki sekilde azarladigini açiklar. Ancak
ne var ki açiklarken kisileri "müslüman" ya da
"kafir" yapanin Tanri olduguna dair ayet'leri de siralamaktan geri
kalmaz ki bunlardan biri söyledir: "Allah kimi dogru yola
koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de
saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar" (K. 6 En'am
125). Yine din adaminin belletmesine göre Tanri kisileri
fitneye düsürtür ve düsürttükten
sonra da onlari rezillikle suçlar ve Cehenneme atar. Bu
gibi kimseler için hiç kimsenin elinden bir sey
gelmez. Bunun böyle oldugunu anlatmak için din adami,
Tanri'nin Muhammed'e hitaben söyle konustugunü
söyler: "... Allah'in fitneye düsmesini diledigi kimse
için Allah'a karsi senin elinden bir sey gelmez. Iste onlar
Allah'in kalblerini aritmak istemedigi kimselerdir. Dünyada
rezillik onlaradir. Onlara ahirette en büyük azab
vardir" (K. 5 Maide 41)
Daha baska bir deyimle din adami'nin bellettigi tanima göre
Tanri, hem Ebu Leheb'in kalbini "dar ve sikintili" kilarak "kafir"
yapmistir ve hem de müslüman olmadi diye, yukardaki
sekilde lanetlemistir. Lanetlerken onun esi Ümmi Cemil'i
de odun hammalina benzeterek küçültmüs ve
"hurma lifinden örülmüs bir ip de güzelim
boynunda" diyerek alay etmistir. Din adaminin açiklamasina
göre Ümmü Cemil, güya dikenler toplayarak
demetler yapan ve bunlari iple baglayip sirtina asarak Medine'de
Muhammed'in geçecegi yol'lara koyan kadindir 496.
Yine din adami'nin anlatmasina göre Tanri, kendi ayet'lerine
"masaldir" diyen Ebu Cehil Mugiyra ve oglu Velid için:
"alçak zorba, soysuz , serefsiz" diye küfürler
ederek su ayet'i göndermistir: "Ey Muhammed! Diliyle
igneleyen, asiri giden, çok yemin eden alçak
zorbaya, bütün bunlar disinda bir de soysuzlukla
damgalanan kimseye, mal ve ogullari vardir diye aldiris etme" (68
al-Kalem 10-14) 497
Din adami'nin söylemesine göre Tevbe Suresi'nde
Yahudiler ve Nasrani'ler hakkinda Tanri'nin kullandigi dil sudur
"Hay Allah kahredesiler" (9 Tevbe 30). Ayni Sure'nin 28.ayet'inde
ise "müsrikler" için söyleyecegi sey "pis
insanlar" olacaktir. Çünkü din adami'nin
anlatmasina göre "münafiklar" ve "sirk kosanlar"
Tanri'nin hoslanmadigi kimselerdir. Onlar hakkinda Tanri güya
"Helak olasilar, Allah gazab etmistir onlara, lanetlemistir onlari
ve hazirlamistir onlara Cehennemi" der (al-Feth 6).
Yine din adami'nin ögretmesine göre Tanri, tipki Arap
bedevisinin savurdugu beddua'lara sarilmis gibi, "munafiklara"
karsi "geberin kininizle" diye konusur (Bkz. Al-i Imran Suresi) ya
da inanma yanlari "sapiklar" diye tanimlayip "susamis develere"
benzetir ve söyle konusur: "... ey sapiklar, yalanlayanlar!
Dogrusu zakkum agacindan yiyeceksiniz. Karinlarinizi onunla
dolduracaksiniz. Onun üzerine kaynar su içeceksiniz.
Hem de susamis develerin suya saldirisi gibi içeceksiniz"
(K. 56 al-Vakia 51-56) 498.
Din adami'nin ögrettigine göre Tanri, Kur'an'i
yalanlayanlara karsi: "Dilini sarkitip soluyan köpek"
deyimleriyle söyle çatar: "Eger dileseydik onu bu
ayet'lerle yükseltirdik. Fakat o yere saplandi. Artik onun
durumu... dilini sarkitip soluyan köpegin durumu gibidir.
Üstüne varsan da dilini sarkitip solur, yahut kendi
haline birakirsan yine dilini sarkitip solur. Iste ayet'lerimizi
yalan sayanlar güruhunun sifati budur" (K. 7 A'raf 176).
Yine din adami'nin belletmesine göre Tanri "kafirlere"
hitaben: "Host defolun oraya, bana da söz söylemeyin"
(K. 23 Mü'minun 108) diye konusur 499
Neden Tanri her seye kadir oldugu halde "münafikligi", "sirk
kosmayi", "kafirligi" vb... önlemez de "yücelikle"
bagdasmayan bu tür küfürlere, lanetlemelere
basvurur, bilinmez? Din adami bu hususta bir sey söylemez,
sadece "soru sorulmaz" der, geçer.
Fakat kuskusuz ki din adami'nin "seriat'tir" diye insanlarimiza
bellettigi bu küfürlerleri ve lanetlemeleri dinlerken
karsinizda sanki yüce bir "Yaratan", yüce bir "Tanri"
degil'de çöl bedevisi ya da sokakta kabadayilik eden
birisi konusuyor sanirsiniz; çünkü bu dil
"Yüce" bir Tanri'nin kullanabilecegi bir dil olamaz.
Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri, yukardaki sekilde
konusamaz. Eger "konusur" diye kabul ediliyorsa, bu takdirde din
saliklerinin de O'nun konustugu dil ile konusmalari dogal olmak
gerekmez mi?.
Muhtemelen bundan dolayidir ki basta din adamlari olmak
üzere tüm seriatçilar, Tanri'nin bu sekilde
konustugunu düsünerek kendileri de agza alinmaz bir dil
ile konusmayi ve yazmayi dindarlik sanirlar. Kullandiklari dil
saldirgan, kin ve nefret saçan, küfürler yagdiran
bir dildir. Islam'in kosullarina uymayan ve kendilerinden farkli
görüste olanlara karsi uygun gördükleri bu
dil, küfür ve lanet'lemelerle dolu olup yüz
kizarticidir; fakat onlar bu dili hasimlarina karsi bir silah
yapmislardir. Akilci ve laik egilimli her aydin'a karsi en azindan
"it", "köpek", "esek", "soysuz", "alçak" ,
"piç", "Tanri düsmani", "zindik", "sapik" vb... gibi
deyimlerle saldirmayi gelenek edinmislerdir. Mehmet Akif gibi
ünlü bir seriatçi sair bile, çarsaf
giymeyen kadinlarla ilgili bir siirinde, "it"
sözcügüne yer vererek söyle konusur:
Unutmayalim ki Birinci Mesrutiyet döneminin
özgürlük kahramani Mithat Pasa,
günümüz seriatçilarinin agzinda "Bayragimiza
haç koyduran" dir, Fuat Pasa "Hiristiyan olarak ölen,
Müslüman olarak gömülen" dir, Tevfik Fikret,
Ziya Gökalp ve benzerleri ve nihayet Türk milletini yok
olmaktan kurtaran Atatürk, seriatçi'nin tanimina
göre "zindik" ya da "piç" vb... sayilmak gereken
kisilerdir. Hemen animsatalim ki bu küfürler, kendisini
tarih Profesörü diye tanitan bir seriatçinin
agzindan rahatlikla çikabilmektedir.
Düsününüz ki T.C. Devleti'nin Anayasal
organlarindan olan Diyanet Isleri Baskanligi'nin islam'dan baska
dine yönelenler hakkinda kullandigi dil en azindan "sapiklar"
sözcügü ile süslenmistir..
Daha baska bir deyimle din adamlarimiz, seriat
hükümleri arasina sikistirilmis küfürleri,
lanetlemeri ve hakaretleri, kendi seviyelerine uydurup biraz daha
agirlastirarak is görmek, böylece kisileri de bu
tiynette yetistirmek hususunda birbirleriyle yaris halindedirler.
III) Din adami Tanri'yi, "cima" isine
karistiracak ya da "hela'ya" sokacak kadar Tanri fikrine saygisiz
seriat düzenin uygulayicisidir:
Biraz yukarda belirttigimiz gibi din adami'nin bellettigi seriat
verileri, genellikle Tanri fikrini sayginliktan yoksun kilici
nitelikte seylerdir. Sayisiz denebilecek kadar çok bu
verileri burada siralamaga imkan yok; fakat sunu söylemekle
yetinelim ki ihtiyaç gidermek için hela'ya giren
kisi'ye, sirf cinler ve seytanlar ise karismasin diye Tanri adini
anma zorunlugunu yükleyen hükümlerden tutunuzda,
"istinca" ederken tek sayida tas/kerpiç kullandirmaga ya da
cinsi münasebet sirasinda Tanri'yi anarak Kur'an ayet'lerini
tekrarlatmaya varincaya kadar her türlü davranis, bu
hükümlerle ayarlanmistir. Örnegin cinsi
münasebet sirasinda çok konusmamak fakat Tanri'yi
anmak ve O'nun adini tekrarlamak dinsel birer görevdir.
Böyle yapilmayacak olursa dogacak olan çocuklarda
dilszilik, kekemelik olusabilir. Öte yandan cinsi
münasebete baslarken kadini Kible yönüne
dönük sekilde yatirip "Tanri adina, Tanri bizi
seytanlardan ve cinlerden korusun" diye dua etmek gerekir. "Cima"
ederken Tanri'nin adi sik sik tekrarlanip, dua edilmelidir.
"Duhul" sirasinda Kur'an'in al-Furkan Suresi'nin 56. ve 58.
ayet'leri sessizce okunmalidir. Fakat "duhul" vuku bulduktan sonra
taraflarin ses çikarmamalari, sessiz durmalari gerekir.
Cinsi münasebet sona erdigi an Tanri'ya sükürler
edip etmemek hususu, Gazzali ile Cevzi gibi Islam
düsünürleri arasinda görüs ayriliklari
yaratmis olmakla beraber, böyle bir zorunlugun bulunmadigini
savunan Gazzali'nin görüsleri agir bastigi için
bu konuda fazla güçlük çekilmez 500.
Din adami'nin söylemesine göre güçlük
çekilmeyen diger bir husus da kadinlara, cinsi
münasebette bulunmak için, Tanri'nin buyurdugu sekilde
yaklasilmasidir; daha dogrusu onlara arka organlarindan temas
edilmemesidir. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere din
adami size Kur'an'dan su hükümleri okur: "(Kadinlara)
Allah'in size buyurdugu yoldan yaklasin... Kadinlariniz sizin ekim
alaniniz, tarlalarinizdir. O halde (ön organ olan) tarlaniza
ne sekilde isterseniz o sekilde varin..." (K. 2 Bakara 222-223).
Buna dayanarak din adami, cinsi münasebetin kadina arkadan
yanasmak ve fakat önden duhul etmek suretiyle
yapilabilecegini anlatir ve konu ile ilgili hadis'lerden su
örnekleri verir: "Karisina arka organindan temas eden kisi
mel'undur... Karisina ters yoldan temas eden kisiye Allah rahmet
nazariyle bakmaz" (Bkz. Demircan, age, II, 227 ve d.).
Anlasilan o'dur ki kadinlara arka organdan yanasma gelenegi
eskiden Yahudilere özgü bir seydi; fakat Tanri bunu
yaradilis düzenine aykiri buldugu için
yasaklamistir.
Söylemeye gerek yoktur din adami'nin agzindan, Tanri'nin bu
tür islerle ugrasacagini dinlemek, Tanri fikrini kutsal
bilenler için huzur kaçirtici bir seydir.
IV) Din adami'nin halkimiza bellettigi seriat
verilerine göre Tanri, insanlari "kul" olarak yaratan,
kendisine yalvartan, diledigi gibi "müslüman" yapan ya
da "kafir" kilip saptiran ve saptirttiktan sonra cezalandiran ya
da Cehennemi insanlarla doldurmak hususunda keyfi kararlar
alandir.
Din adami'nin insanlarimiza bellettigi seriat verilerine
göre Tanri, insanlari sirf kendisine kul olsunlar, kendi
önünde yerlere kapansinlar, yalvarip yakarsinlar, kendi
kudretine ve sinirsiz gücüne hayran kalsinlar, yarattigi
mucizelere sasip mest olsunlar diye yaratmis gibidir. Tanri'nin
bütün zevki ve bütün mutlulugu kul'larinin
kendi önünde boyun egmelerini,
küçülmelerini görmek, kendisine
övgü yagdirmalarini dinlemektir. Din adami'nin bu konuda
bellettigi seriat verileri bir kaç cilt'lik kitap
olusturacak bolluktadir. Bir kaç örnekle yetinmege
çalisalim:
Din adami'nin söylemesine göre Tanri, neden dolayi
insanlari yarattigini anlatmak üzere söyle konusmustur:
"Cinleri ve insanlari ancak Bana kulluk etmeleri için
yaratmisimdir" (K. 51 Zariyat 56). Daha baska bir deyimle
insanlari yaratirken Tanri'nin amaci, esas itibariyle kendisine
kul'lar, yani köleler edinmektir. Bu amacini biraz daha
açikliga kavusturmak için söyle der: "Ben
Rabbinizim, artik Bana kulluk edin" (K. 21 Enbiya 92).
Yine din adami'nin bellettigi hükümlere göre
Tanri, kendi yarattigi kullari'na: "Bana yalvarip yakararak dua
edin" der. Derken de: "Nimetlerime sükrederseniz arttiririm"
K.(13 Ra'd 7) diyerek kisilerin kendisine yalvar yakar olmalarini
güvenceye baglamak ister.
Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'nin, insanlari kendisine bu
sekilde taptirtmasi, yalvartmasi ve onlara bu yalvarmalarina
göre rizik dagitmasi, böylece onlari dilenir duruma
sokmasi ve buna benzer tutumlar takinmasi, "yücelikle"
bagdasmayan seylerdir. Ancak ne var ki din adami isin bu
yönünü düsünmez.
Öte yandan yine din adami'nin belletmesine göre
Tanri, övünmesini pek seven bir Tanri'dir. Kendi
yüceligini anlatmak üzere söyle konusur:
"Göklerde olanlar da, yerlerde olanlar da O'nundur. O
yücelerin yücesidir" (42 Sura 4). Kendi yüceligini
öne sürerken ayni zamanda keyfiligini ortaya vurmakla
biraz daha övünür. Bunun böyle oldugunu
anlatmak üzere din adami Feth Suresi'ndeki su hükmü
gösterir: "Göklerin ve yerin hükümranligi
Allah'indir. O diledigini bagislar, diledigine azabeder..." (K. 48
Feth 14).
Din adami, Tanri'nin, bütün insanlari
"müslüman" olarak yapmak gücüne sahip oldugu
halde yapmadigini, kimi insanlari "müslüman" ve fakat
kimi insanlari da "kafir" yarattigini ve bu sekilde davranmayi
övünme vesilesi saydigini söyler ve sizi buna
inandirmak için Kur'an'dan su ayet'i okur: "Rabbin
dileseydi yeryüzünde bulunanlarin hepsi de inanirdi" (10
Yunus 25).
Din adami'nin söylemesine göre Tanri, insanlar arasinda
inanç farki yaratmak hususunda sinirsiz bir keyfilige
yönelmis ve bu isi, ana, baba, kardes ve soy sop bakimindan
öngörmüstür. Bu konuda din adami'nin verdigi
nice örnekler arasinda Ibrahim ile babasi Azer arasindaki
iliskilerle ilgili ayet'ler vardir. Bu ayet'lerden anlasildigina
göre Tanri Ibrahim'i "müslim" yapmis (Bkz. Al-i Imran
67), dogru yola ulastirmis (K. 6 En'am 76-80) ve fakat babasini ve
babasinin milletini "putperest" olarak birakmistir. Ibrahim
babasina söyle der: "Putlari tanri olarak mi benimsiyorsun?
Dogrusu ben seni ve milletini açik bir sapiklik
içinde görüyorum" (K. 6 En'am 74). Bunu
söylerken Tanri'nin kendisini dogru yola eristirdigini, sirf
Tanri sayesinde sapikliga düsmekten kurtuldugunu anlatir (K.
6 En'am 76-80). Bu arada Tanri, onun sözlerini
pekistirircesine söyle konusur: "Babalarindan, soylarindan,
kardeslerinden bir kismini seçtik ve dogru yola eristirdik.
Bu Allah'in diledigini eristirdigi yoldur..." (K. 67 En'am 87-88).
Öte yandan Müslüman olup olmamanin Tanri'nin
iznine bagli oldugunu belirtmek için din adami En'am
Suresi'nden su hükmü nakleder: "Allah kimi dogru yola
koymak isterse onun kalbini Islamiyete açar, kimi de
saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah
inanmayanlari küfür batakliginda birakir" (6 En'am 125).
Bu söyledigini pekistirmek için Yunus Suresi'nden sunu
ekler: "Allah'in izni olmadikça hiç kimse
inanamaz..." (K. 10 Yunus 100).
Bunu söylerken Takvir Suresi'nden örnek vererek Tanri
istemedikçe hiç kimsenin "dogru" hareket
edemeyecegini anlatir (81 Takvir 27-29). Bunu pekistirmek
için Bakara Suresi'nden sunu okur: "Süphe yok ki,
inkar edenleri, baslarina gelecekle uyarsan da uyarmasan da
birdir, inanmazlar. Allah onlarin kalblerini ve kulaklarini
mühürlemistir" (K. 2 Bakara 6-7). Yine bu konuda Fatir
Suresi'nden: "Allah diledigini saptirir, diledigini dogru yola
sevkeder" (K. 35 Fatir 8) seklindeki hükmü ve Fetih
Suresi'nden de: "(Allah) diledigini bagislar, diledigine azabeder"
seklindeki hükümleri örnek verir. Örnek
verirken bu hükümlerin, bir yandan Tanri'nin keyfiligini
dile getirdigini, diger yandan da Tanri'yi çeliskili
durumlara düsürdügünü farketmez.
Yine din adami'nin Kur'an'a dayali olarak belletiklerine
göre Tanri, bir yandan dilediginin kalbini açip dogru
yola sokarken, yani onu müslüman yaparken diger yandan
da diledigini kafir yapar (K. 6 En'am 125). Fakat kafir
yaptiklarini biraz daha kafirlige kiskirtmak için onlara
seytani musallat eder. Ilgili Kur'an ayet'i söyle:
"Kafirlerin üzerine, onlari kiskirtan seytanlar
gönderdigimizi bilmiyor musun?" (K. 19 Meryem 83)
Yine din adami'nin söylemesine göre Tanri, kisilerin
günahlarinin çogaldigini görmekten
büyük zevk alir; günahlari çogalsin diye
onlara zaman verir. Bunun böyle oldggunu anlatmak üzere
din adami su tür ayet'leri öne sürer: "Biz onlara
ancak günahlari çogalsin diye mühlet veriyoruz.
Küçültücü azab onlaradir" (K. 3 Al-i
Imran 178).
Din adami'nin verdigi bu örneklerden anlasilmaktadir ki
kisileri inkarci durumda kilan Tanri'dir, fakat ne var ki bu ayni
Tanri, "inkarcidirlar" diye onlara "Beni inkar etmek nasil olur?"
(K. 35 Fatir 26; ve Sebe 45) diye çatar.
Rizik dagitimi konusunda yine Tanri'nin keyfiligine deginmek
üzere din adami bir yandan : "Süphe yok ki Rabbin
dilediginin rizkini genisletir..." (K. 17 Isra 30) seklindeki
ayet'leri gösterirken diger yandan "Andolsun ki sizi biraz
açlikla ve kitlikla deneyecegiz" (K. Bakara 155) seklindeki
ayet'leri sergiler. Bu arada Tanri'nin kafirlerden bazilarini dahi
"kat kat servet" sahibi yaptigini belirtir ve yoksul kisilerin
ilerde, Cennetlerde bolluklara kavusacaklarini anlatarak varlikli
sinifa (velev ki bunlar kafirler olsun) hased etmemelerini
söyler. Örnek diye gösterdigi ayet'lerden biri
söyle: "Kafirler içinde bazi kimselere verdigimiz kat
kat servete gözünü dikme..." (K. 15 Hacc 88)
Görülüyor din adaminin bellettigi
hükümlere göre Tanri, müslüman yapmak
istedigi kisi'nin gönlünü açiyor, onu dogru
yola sokuyor, müslüman yapmak istemediklerinin de
kalbini dar ve sikintili kiliyor, sapittiriyor. Fakat bununla da
kalmiyor, bir de müslüman yapmayip saptirdiklarini,
müslüman degillerdir diye azaba sokuyor ya da
günahlari çogalsinda ve fazla azab çeksinler
diye onlara mühlet veriyor ya da seytanlar gönderip
onlari kiskirtiyor. Ve üstelik bütün bu
yaptiklarini "yücelik" sayip kendi "yüceligi" ve
"keyfiligi" ile övünmekten mutluluk duyuyor.
Yine ekleyelim ki Tanri'nin böylesine keyfi ve adaletsiz
olabilecegini düsünmek üzücü ve
güçtür. Fakat ne var ki akilci düsünce
tarzina yabanci din adamlari için Tanri fikrini bu
dogrultuda islemek olagandir.
Din adami'nin bellettigi esaslara göre Tanri sadece keyfi
degil fakat kötülük yapabilen ve yaptirtabilen bir
"Yaratan"dir. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere din
adami:
"Allah bir toplulugun kötülügünü dilerse
o kötülügü geriye atmaya imkan yoktur ve
onlara Ondan baska yardimci da bulunamaz" (K. 13 Ra'd 11); ya da
"Allah size bir kötülük gelmesini dilerse, yahud
bir rahmete nail olmanizi isterse kimdir sizi Allah'tan
kurtaracak" (K. 33 Ahzab 17) seklindeki hükümleri
örnek verir.
Öte yandan Tanri, yine din adami'nin bellettigi verilere
göre, insanlar arasinda kin ve adavet yaratmakta, insanlari
düsmanliklara zorlamaktadir. Bunun böyle oldugunu
anlatmak için din adami su tür hükümleri
örnek verir: "Biz onlarin arasina kiyamete dek düsmanlik
ve kin saldik" K. 5 Maide 64). Yine din adami'nin söylemesine
göre, her ne kadar insanlari müslüman yapan ya da
yapmayan Tanri ise de (Örnegin En'am, 125; Yunus 99-100,
vs) bu ayni Tanri, gönüllerini açip
müslüman yaptigi insanlar ile, müslüman
yapmadigi insanlar arasinda düsmanlik yaratmakta sakinca
bulmaz (Örnegin Tevbe 5 ve 29). Üstelik bir de
bu müslüman yapmadigi insanlara küser. Din
adami'nin bu konuda verdigi örnekler arasinda Bakara
Suresi'nin su ayeti vardir: "Allah kiyamet gününde
onlarla ne konusur, ne de onlari temizler. Onlara ancak elemli bir
azab var" (K. 2 Bakara 274).
Din adami'nin bu tür açiklamalarina karsi: "Pek iyi
ama, dilediginin defterini sag'dan verip müslüman yapan,
ya da sol'dan verip 'kafir' yapan Tanri degil miydi? Neden acaba
bu kisileri müslüman yapmayip kafir yapmistir da simdi
onlara darilmistir?" diye soru sorulamaz, çünkü
"zindiklik" olur!
Yine bunun gibi din adami'nin söylemesine göre Tanri
öylesine keyfi ve öylesine insafsizdir ki insanlardan
bir çogunu sirf Cehenneme atmak için yaratmistir, ve
onlari Cehennem'e atmak hususunda kendi kendine söz vermis,
and içmistir. Bunun böyle oldugunu anlatmak
için din adami Kur'an'dan su ayet'i okur: "Andolsun, Biz
cin ve insandan bir çogunu cehennem için
yaratmisizdir..." (K. 7 A'raf 179). "Neden Tanri böyle
yapmistir?" diye sorulacak olursa din adami bunun yanitini yine
Kur'an'a dayali olarak verir ve der ki Tanri insanlarin
tümünü tek bir ümmet olarak yaratma olanagina
sahip oldugu halde böyle yapmamis ve onlari farkli
ümetler halinde kilmistir ki aralarinda ayriliklar olsun
diye. Çünkü Tanri Cehennemi insanlarla
dolduracagina dair kendi kendine söz vemistir. Bunun
böyle oldugunu anlatmak için din adami Kur'an'dan su
ayet'i okur: "Eger Rabbin dileseydi insanlari tek bir ümmet
kilardi. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala
ayriliktadirlar, esasen onlari bunun için yaratmistir.
Rabbinin -'And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile
dolduracagim'- sözü yerine gelmistir" (K. 11 Hud
118-119)
Burada geçen "bunun için (yaratmistir)" deyimi,
bazi yorumculara göre: "Zaten Rabbin onlari bunun
için, yani ihtilafa düsmeleri için yaratti"
seklinde anlasilmak gerekir. Bazi yorumcular da "...Rahmetine nail
olmalari için yaratti" seklindeki yorumu uygun bulurlar 500
*. Fakat hangi yoruma basvurulursa bulunsun farketmez,
çünkü din adami'nin okudugu ayet, Tanri'nin bazi
insanlari cehennem'e atmak için kendi kendisine yemin etmis
oldugunu göstermektedir.
Sunu da ekleyelim ki din adaminin belletigi hükümlere
göre Tanri, sadece bu sekilde keyfiliklere saplanmaz, ya da
sadece "müsriklere", "kafirlere", "Yahudilere" ve
"Hiristiyanlara" karsi müslümanlari husumete
çagirmaz, fakat sirf inanç farki nedeniyle ana,
baba, evlad, kardes ve diger yakinlar arasinda da
düsmanliklar salar. Nitekim biraz yukarda degindigimiz gibi
Tevbe Suresi'nde: "Ey insanlar kafirligi ve küfrü imana
tercih ederlerse babalarinizi ve kardeslerinizi de dost edinmeyin
ve içinizden kim onlari severse onlardir zulmedenler" (K. 9
Tevbe 23) diye yazilidir.
Hatirlatalim ki "kafir" sözcügü din adami'nin
açiklamasina göre "Kur'an ile hükmetmeyen"
kimseler için kullanilmistir; ve kafirleri "kafir" yapan da
yine Tanri'dir.
V) Din adami'nin bellettigi seriat verilerine
göre Tanri, insanlari farkli inançlarda yaratip sonra
Cehennemlerde kavurur, ya da onlari birbirleriyle savastirir,
kendisi de ordular kurup savasa katilir.
Din adami'nin açikladigi hükümlere göre
Tanri, biraz önce gördügümüz gibi
diledigini müslüman ve diledigini de kafir yapmistir (
K. En'am 125 vb...) ; bütün insanlari müslüman
yapmak imkanina sahib oldugunu söyledigi halde yapmamis ve
söyle demistir: "Eger Rabbin dileseydi, insanlari tek bir
ümmed kilardi..." (K. Hud 118-119; A'raf 178-179, 186). Bu
dedigini pekistirmek için : "(Tanri) dilemis olsaydi
hepsini bir tek ümmed yapardi; ama o rahmetine diledigini
kavusturur" (K. 42 Sura 8) diye eklemistir. Hidayet dagitmak
bakimindan da böyle davrandigini söyle anlatmistir: "Biz
dilesek herkese hidayet verirdik" (K.32 Secde 13) Bu anlattigini
pekistirmek üzere sunu eklemistir: "(Tanri) dileseydi
hepinizi dogru yola eristirirdi" (K. En'am 149). Yine din
adami'nin belletmesine göre kisileri putlara taptirtan
Tanri'dir, çünkü Kur'an'da söyle yazilidir:
"Allah dileseydi puta tapmazlardi!" (K. 6, Enam 107)
"Neden Tanri, eger istemis olsaydi herkesi inananlardan
yapabilir, hidayet'e ve dogru yola eristirebilir iken böyle
yapmamistir?" diye sorulacak olursa bunun yanitini din adami, yine
Kur'an'a basvurarak söyle verir: "Çünkü
Tanri Cehennemi insanlarla dolduracagina dair kendi kendine
söz vermistir". Bunun böyle oldugunu anlatmak
için Kur'an'dan ayet göstererek Tanri'nin su sekilde
konustugunu söyler: "Biz dilesek herkese hidayet verirdik;
fakat Cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracagima dair
benden söz çikmistir" (K. 32 Secde 13).
Daha baska bir deyimle din adami'nin bellettigi seriat verilerine
göre Tanri, Cehennemi insanlarla doldurmak için kendi
kendine söz vermistir, ve verdigi içindir ki
insanlarin tümünü müslüman yapmak, dogru
yola sokmak ya da hidayete ulastirmak olanagina sahip oldugu halde
böyle yapmamis ve kimini "sapittirmis", "kafir yapmis,
"putperest kilmis" vb... Böyle yaptiklarini da Cehennem
ateslerine atmistir. Böylece kendi kendine vermis oldugu
sözü tutmus ve muhtemelen "rahatlamistir".
Fakat, yine din adami'nin bellettigi hükümlere
göre, böyle yapmakla kalmamis bir de
"müslüman" kildigi insanlari, "kafir" olarak yarattigi
insanlarla savastirmak, onlari birbirlerine bogazlatmak
istemistir. Güçlü oldugunu anlatmak ve kafirleri
korkutmak ve ortadan kaldirmak ve yeryüzünde "fitne"
kalmayip sadece Islam dini kalana kadar onlarla savasmak
üzere göklerde ve yerlerde ordular kurmus ve söyle
konusmustur: "Göklerdeki ve yerlerdeki ordular
Allah'indir..." (K. 48 Fetih 7). Din adami'nin israrla
bildirmesine göre Tanri'nin bu ordulari kurdurmaktan maksadi,
kafirlere karsi savastirmaktir, ta ki yeryüzünde "fitne"
kalmayip "Allah'in dini (yani Islam dini) ortada kalana kadar" (K.
2 Bakara 193).
Bunlari söyleyen din adamina: "Pek iyi ama, Allah kendi dini
ortada kalana kadar insanlari birbirleriyle bogazlastiracak yerde
hepsini de ilk bastan bir tek din'de kilsa daha iyi olmaz miydi?"
diye soru sormaya kalkmayin; çünkü mantiki bir
yanit alamaz, üstelik ölüm fetvalarina muhatap
kilinirsiniz.
Daha önce de degindigimiz gibi, her ne kadar bazi yorumcular
Islam'da "dini yaymak" için savas olmadigini ve islam
savaslarinin "sirf müdafaa (savunma) için" yapildigini
iddia ederlerse yalandir. Gerek Muhammed'in giristigi savaslar ve
gerek bu savaslar vesilesiyle yerlestirdigi hükümler,
islam'in savas dini oldugunu ve yeryüzü islam olana
kadar bu savasin devam etmesi gerektigini pek açik bir
sekilde kanitlamaga yeterlidir. Seriat verilerine göre Tanri
savasin kafir'lere, müsriklere, fitnecilere karsi yapilmasini
emretmistir (Örnegin K. Tevbe 5, 29,73). Ancak yine
tekrarlayalim ki, din adami'nin söylemesine göre,
kafirleri "kafir" yapan da kendisidir (örnegin K. 6 En'am
125) .
Öte yandan Tanri, yine din adami'nin belletmesine
göre, sadece ordular kurmakla kalmamis fakat savasin nasil ve
ne sekilde yapilacagini, yani savas taktigine varincaya kadat her
seyi kendisi saptamistir: "Süphe yok ki Allah, kendi yolunda,
yan-yana, kursunla kenetlenmis, kurulmus bir duvar gibi saf
kurarak savasanlari sever" (K. 61 al-Saff 4).
Öte yandan din adami'nin eklemesine göreTanri,
kafirlere karsi savasan müslüman kullarina
göklerdeki meleklerden olusma ordularindan da yardim
göndermeyi üstlenmistir. Bu konuda din adami'nin
Kur'an'dan verdigi örneklerden biri, Bedir savasi ile ilgili
olarak, söyle: "Rabbin meleklere : -''Ben sizinleyim,
inananlari destekleyin-' diye vahyetti. -'Ben inkar edenlerin
kalplerine korku salacagim, artik onlarin boyunlarini vurun,
parmaklarini dograyin-' dedi" (K. 8 Enfal 12).
Görülüyor ki Tanri binlerce melegini ordu seklinde
göndermis ve Bedir savasi'nin müslümanlar
tarafindan kazanilmasini saglamistir. Ama her ne hikmetse Uhud
seferi sirasinda bunu yapmamis ve bu yüzden Muhammed
taraftarlari yenilgiye ugramislardir. Ama din adami'nin seriat
verilerine dayali olarak söylemesine göre bu yenilginin
sebebi müslümanlarin "Peygamber" emirlerine geregince
boyun egmeyip "dogru yoldan sapmis" olmalaridir. Evet ama din
adami'nin bildirmesine göre, insanlari dogru yola sokan ya da
saptiran yine Tanri degil midir? Öyleyese neden onlari
"peygamber" emirlerine boyun egdirtmemistir?
Oysa ki Uhud yenilgisinde asil sebeb, savas taktiginin yanlis
olarak seçilmis olmasidir. Su bakimdan ki bu taktigi
kararlastiran Muhammed, Medine içinde kalip savas vermek
varken (ve durum bunu gerektirirken), Medine disina çikip
meydan savasi verilmesini öngörmüstür. Her ne
kadar bu karara, taraftarlarindan bazilarinin israri üzerine
vardigini bildirerek Uhud yenilgisinin sorumlulugunu sirtindan
atmak istemis ise de, söylemeye gerek yoktur ki kendisini
"peygamber" olarak tanimlayan ve her seyi Tanri'dan aldigi emre
göre yaptigini açiklayan bir kimse'nin böyle bir
mazerete siginmasi yetersizdir.
Din adaminin yine seriat verilerine dayali olarak
söylemesine göre Kafirlere karsi savasa çikmamak
demek, dünya yasamlarini ahiret yasamlarina tercih etmek
demektir ki bu Tanri'nin istek ve emirlerine aykiridir;
çünkü Tanri: "Hep birden savasa
çikmazsaniz sizi acikli bir azabla azablandiririz..." diye
konusmustur (K. 9 Tevbe 39). Savasa çikmaktan
kaçinanlari çogu zaman: "Ey inananlar, size ne oldu
da Allah yolunda savasa çikin dendigi zaman oldugunuz yerde
mihlanip kaldiniz, Ahireti biraktiniz da dünya yasayisina mi
razi oldunuz? Fakat dünya hayatinin faydasi ahirete nispetle
azdir" (9 Tevbe 38) 501 diyerek azarlamistir.
Din adami'nin bellettigi bu ve buna benzer nice örnekler
yolu ile müslüman kisi suna inanmistir ki "kafirlere"
karsi savasmak Tanri emridir ve Tanri bu emri verirken kullarinin
imanini denemek istemistir.
VI) Din adami'nin, seriat verilerine göre
tanimladigi Tanri, her hangi bir hususta emir verirken sanki
derinlemesine düsünemeyen ve uzagi göremeyen, ve
çogu kez kullarindan akil alma zorunda kalan bir Tanri'dir.
Din adami'nin elinde Tanri fikrini zedeleyici nitelikte sayisiz
denecek kadar çok seriat hükmü vardir ki bunlara
dayanarak o, bir yandan Tanri'nin her seyi yapmaga "kadir", "ol"
deyince her seyi oldurur, her seyi önceden görür ve
sonsuzluklara kadar her seyin kaderini çizer gibi
tanimlarken, diger yandan da Tanri'yi ileriyi göremeyen,
çogu zaman yanilabilen, hata isleyebilen, kusurlu ve eksik
davranislarda bulunabilen bir varlik imis gibi gösterir.
Fakat bunu yaparken muhtemelen isin farkinda degildir. Nice
sayisiz örneklerin bir kaçi söyle:
Daha önceki sayfalarda, seriat egitimiyle yetistirilen
insanlarin düsünme gücünden yoksunlugu
konusunu incelerken Kur'an'in Isra Suresi'nde yer alan "Mir'ac"
olayina degindik ve gördük ki Tanri,
müslümanlar için önce 50 vakit kilma emrini
vermisken, Müsa'nin ikazi üzerine bunun çok
oldugunu anlamis ve sonunda bunu 5 vakit namaz sekline sokmustur.
Olayi kisaca hatirlatalim: günlerden bir gün Muhammed,
yaninda Cebrail oldugu halde, yedi kat gök'lere
çikmaga baslar. Gök kat'larinin her birinde eski
peygamberlerden birileri oturmaktadir. Her bir kat'a geldiginde
orada oturan peygamberle görüsür ve nihayet
Tanri'nin bulundugu kat'a varir. Tanri kendisine ümmeti
için 50 vakit namaz kilma emrini verir. Bu emri alir almaz
Muhammed, büyük bir sevinçle haberi ümmetine
ulastirmak için, kat'lari inmege baslar. Musa'nin bulundugu
kat'a geldiginde Musa kendisine "Tanri tarafindan ne ile
emredildin?" diye sorar. Muhammed kendisine: "Tanri bize 50 vakit
namaz farz kildi" diye yanit verir. Bunun üzerine Musa:
"Senin ümmet'in günde 50 vakit namaz kilamaz, bu
çoktur, git de Tanri'dan bu sayinin azaltilmasini dile"
der. Musa'nin bu tavsiyesini uygun bulan Muhammed geriye
döner ve yeniden katlari çikarak durumu Tanri'ya
anlatir ve namaz sayisindan indirme yapmasini diler. Bu dilegi
yerinde bulmus olmali ki Tanri 10 vakit indirme yaparak namaz
sayisini 40 olarak saptar. Bu indirime sevinen Muhammed gök
kat'larindan inerken yine Musa'nin i'tirazi ile karsilasir; Musa
kendisine: "Ben senin ümmetini bilirim, bu kadar çok
namaza tahammülü yoktur; Tanri'nin yanina dön de bu
sayi'yi indirmesini söyle" der. Muhammed tekrar katlari
gerisin geriye çikarak Tanri'nin yanina gelir ve namaz
sayisindan indirim yapmasini diler. Tanri kendisine 10 vakit namaz
daha indirdigini bildirir. Muhammed bunu uygun bularak gök
katlarini inmege baslar ve Musa'nin yanina geldiginde Musa, yine
ayni gerekçe ile, kendisine namaz sayisinin çok
oldugunu ve geri dönüp Tanri'dan indirim yaptirtmasini
söyler. Muhammed tekrar geri döner ve Tanri'dan 10 vakit
namaz indirimi daha koparir. Fakat Musa bunu da çok bulur.
Ve iste bu sekilde Muhammed, Tanri'nin katina ine çika,
namaz sayisini nihayet bes'e indirtir. Ancak ne var ki Musa bunu
dahi çok bulup Muhammed'ten, Tanri katina dönüp
biraz daha indirim saglamasini ister. Fakat Muhammed: "Artik
yüzüm yok, Tanri'dan daha fazla indirim yapmasini
istemege utanirim" seklinde yanit verir. Böylece Musa'nin
baslattigi pazarlik sona ermis olur (Bkz. Sahih-i... Cilt X.
65-72) 502.
Söylemege gerek yoktur ki günde 50 vakit namaz emri,
uygulanmasi pek mümkün olmayan bir emirdir;
çünkü eger kisi günde elli vakit namaz
kilmaga kalksa, bütün gününü bununla
geçirmek zorunda kalacagi için ne uyumak, ne
dinlenmek, ne yiyip içmek ve ne de çalismak
için vakit bulabilecektir. Kuskusuz ki Tanri'nin,
uygulanmasi mümkün olamayacak nitelikte böyle bir
emir vermis olabilecegi düsünülemez. Ancak ne varki
din adami'nin bellettigi seriat verilerine göre 50 vakit
namaz emri, sanki Tanri tarafindan ölçüsüz
bir sekilde verilmisde Musa tarafindan
ölçülü sekle
dönüstürülmüs bir emir olarak
görünmektedir. Hani sanki Tanri, kendi kul'larinin
günde 50 vakit namaz kilmaga takat yetistiremiyeceklerini
bilememis de bunu ancak Musa'nin ikazi üzerine farkedebilmis
gibi bir durum yaratilmistir. Din adami'nin bellettigi bu seriat
verileriyle sadece Tanri degil fakat Muhammed dahi günde 50
vakit namaz kilmanin müküm olamayacagini hesap edememis
duruma düsürülmüstür.
Görülüyor ki din adami'nin seriat verilerine
dayali olarak anlatimina göre Tanri ve Muhammed, namaz
konusunda yeterli bir karar vermeyi ancak Musa'nin hatirlatmasi
üzerine basarabilmislerdir. Hani sanki Musa, bu vesileyle
Tanri'dan da ve Muhammed'ten de daha isabetli bir karar vermis
gibidir. Mi'rac olayi'nin ortaya vurdugu sonuç bu
olmaktadir.
Bir diger örnek çekirgelerin insanlara az zarar
verebilecek duruma sokulmasiyle ilgili olup Ibn-i Ömer'in
rivayet ettigi bir hadis konusudur ki din adami'nin elinde yine
yukardaki sonucu dogurur nitelikte olmak üzere is
görür. Söyleki:
Bir gün Muhammed'in önüne bir çekirge
konar. Çekirge'nin iki kanadinin üstünde
Ibranice: "Biz Tanri'nin ordusuyuz ve 99 yumurta dökeriz.
Eger bu sayi yüz'ü bulacak olursa yeryüzünde
yenebilecek ne varsa hepsini yiyip bitirecegiz" diye yazilidir.
Her ne kadar Muhammed Ibranice bilmemekle beraber muhtemelen
çevresinde bulunan birilerinden bu yazinin ne oldugunu
ögrenip derhal Tanri'ya yalvarir: "Ey Tanrim!
Çekirge neslini kurut, büyüklerini
öldür, küçüklerini de yok et,
yumurtalarini da kisirlastir ve müslümanlarin
besinlerini yiyememeleri için onlarin agizlarini kilitle!".
Bunun üzerine gökten Cebrail iner ve Muhammed'e:
"Dileklerinin bir kismini Tanri kabul etti" der 503.
Görülüyor ki din adami'nin söylemesine
göre Tanri, sanki çekirgeleri yaratirken bunlarin
insan besinleri bakimindan ne kadar zararli ve dolayisiyle
müslümanlar için ne kadar sakincali olduklarini
düsünemezmis de baskalarindan akil almak ihtiyacindaymis
gibi ( daha dogrusu Muhammed'in hatirlatmasi üzerine) tedbir
alma yolunu seçmis gibi bir tutum içerisindedir.
Bu konuda verilebilecek bir diger örnek, din adami'nin
insanlarimiza "yagmur dua'si" diye bellettigi ibadet'le ilgilidir:
güya yagmurun "yararlisi" ve "zararlisi" oldugu için,
yagmur yagdirmasi için Tanri'ya dua edilirken "Bize yararli
yagmur ver" diye dua etmek gerekir. Çünkü din
adami'nin naklettigi seriat verilerinden anlasilmaktadir ki eger
bu sekilde dua edilmeyecek olursa Tanri ne yapacagini bilmez ve
kullarina zararli olacak ve felaket yaratabilecek yagmurlar
indirebilir.
Gerçekten de din adami'nin, seriat hükmü olmak
üzere insanlarimiza bellettigi sudur ki her isi "Ol" deyince
olduran Tanri'dir ve Tanri'nin emri olmadan hiç bir sey
olusmaz; yagmur yagmasi da böyledir; yagmur Tanri'nin nimeti
olmak üzere ve onun emriyle yagar.
Bundan dolayidir ki müslüman kisi, yagmur yagdigi
zaman: "Allah'in fazl'u rahmeti ile üzerimize yagmur yagdi"
demelidir. Daha baska bir deyimle yagmurun Tanri'dan geldigini,
Tanri'dan oldugunu kabul etmelidir. Yagmur'un Tanri'dan baskasi
tarafindan, örnegin yildiz'dan oldugunu söyliyecek
olursa, bu taktirde kafir sayilir. Bunun böyle oldugunu
anlatmak için din adami Tanri'nin Muhammed'e söyle
dedigini söyler: "Kullarimdan kimi bana mü'min, kimi
kafir (olarak) sabahi etti. Her kim -Allah'in fazl'u rahmeti ile
üzerimize yagmur yagdi- dedi ise, iste o bana iman etmis,
yildiza etmemistir. Her kim de falan ve falan (yildiz)in nev'i
(yani batip dogmasi) ile üzerimize yagmur yagdi dediyse iste
o, bana iman etmemis, yildiza etmistir" 504.
Öte yandan, yagmuru yagdiran Tanri oldugu için,
müslüman kisi'nin yapacagi sey yagmur dua'sinda
bulunmaktir. Din adami'nin yine seriat verilerine, özellikle
Ayse''nin ve Ibn-i Abbas'in rivayetleri olan hadis'lere, dayali
olarak bellettigine göre bu dua: "Ilahi, bize nafi yagmur
ver" ya da "Ilahi üzerimize yagmuru nafi' olarak akit"
seklinde olmalidir; yani dua, mutlaka "nafi'"
sözcügünü içerik olmalidir. Burada
geçen "nafi" sözcügü "yararli", "karli"
anlamindadir. Daha baska bir deyimle "nafi"
sözcügünü kullanmak suretiyle
müslüman kisi, Tanri'ya, "zararli" degil fakat "yararli"
yagmur yagdirmasi için hatirlatmada bulunmalidir. Eger
"nafi" sözcügünü kullanmayacak olursa Tanri
yagmuru "zarali' olacak sekilde yagdirtabilir. Bundan dolayidir ki
gökyüzünde bulutlar dolastigi zaman (ya da yagmur
yagiyor ise) müslüman kisi'nin üç
çesit dua'da bulunmasi mümkündür ki bunlar
söyledir:
"Ilahi! bunun akintisini menfaatli bir vergi olarak ihsan et";
"Ilahi bunun serrinden sana siginirim" ;
"Ilahi! Bunun saliverilmesinde bir ser varsa serrinden Sana
siginirim" 505.
Müslüman kisi'yi bu sekilde harekete
sürüklemek için din adami, Muhammed'in de
böyle yaptigini söyler ve onun davranislarindan
örnekler verir ki bunlardan biri Ayse'nin rivayetine
göre söyledir: "Resulullah... yagmurlar(in yagdigini)
görünce -Ilahi, bize nafi' yagmur ver-' di(ye dua
ede)rdi..." 506.
Sarih Ayni'nin çesitli kaynaklardan nakletmesine göre
Muhammed, ufukta bir bulut belirdigini gördügü
vakit hemen elinde olan isini birakir, namazda ise namazini kisa
keser ve sonra: "Ilahi, bunun serrinden sana siginirim" der ve
eger yagmur yagmaya baslarsa: "Ilahi, bunu akintisi menfaatli bir
vergi olarak ihsan et" der, bazan da "Ilahi, Bunun
saliverilmesinde bir ser varsa serrinden Sana siginirim" diye
eklerdi (Sahih-i... Cilt III, sh. 299) 507
Din adami'nin söylemesine göre Muhammed'in Tanri'ya bu
sekilde dua etmesinin nedeni, kendi ümmetine olan sevgi ve
sefkatindendir. Çünkü güya vaktiyle Ad
kavmine "azab" bulut'lari gelip bu kavmi felakete ugrattigi
için, ayni seylerin kendi ümmetinin basina gelmesini
bu tür dua'larla önlemek istemistir. Hem de Tanri'nin,
müslüman ümmeti'ni toptan ve kökten asla
"helak" etmeyecegine dair söz verdigini bilmis olmasina
ragmen!
Böyle yapmakla sunu anlatmak istemistir ki eger Tanri'ya
yagmur yagdirmasi için dua ederken "nafi"
sözcügü kullanilacak olursa Tanri yararli miktar
yagmur yagdirir; fakat bu sözcük kullanilmayacak olursa
o zaman Tanri ölçüyü kaçirabilir.
Nitekim yine din adami'nin seriat kaynaklarina dayali olarak
açiklamasina göre Muhammed'in "Ilahi, bize nafi yagmur
ver" ya da "Ilahi üzerimize yagmuru nafi' olarak akit" diye
dua etmedigi bir def'asinda Tanri zararli yagmurlar indirmistir.
Bu konuda din adami'nin naklettigi olay su:
Güya bir cuma günü Muhammed, Mescid'te hutbe
okurken A'rabi'nin biri ayaga kalkar ve susuzluk
yüzünden agaçlarin, ekinlerin kurudugunu, halkin
kitlik içinde kivrandigini, çoluk çocuk
herkesin aç kaldigini söyliyerek: "Allah'a dua et de
bize yagmur yagdirsin " diye dilekte bulunur. Cemaat'tan kisiler
de ona katilinca Muhammed ellerini kaldirir ve Tanri'dan yagmur
yagdirmasi için dua'da bulunur. Bulunmasiyle birlikte
gümbür gümbür yagmur yagmaga baslar; hem de
öylesine ki bir hafta boyunca dinmek bilmez. Sel halini alan
yagmur yüzünden halkin mallari mahvolmaya, develer,
davarlar, at'lar helak olmaya baslar. Halk Muhammed'e basvurarak
yagmur'u durdurmasini isterler. Bunun üzerine Muhammed yine
ellerini kaldirir ve Tanri'ya söyle der: "Ilahi, etrafimiza
(yagdir) üzerimize degil". Hani sanki Tanri'ya: "Yagmuru
zararli olacak sekilde degil yararli olacak sekilde yagdir" der
gibi hatirlatmada bulunmustur. Bunu söylerken güya
eliyle hangi yöndeki bulut'a isaret etti ise o bulut kaybolup
orasi açilmis ve Medine'nin üstü günlük
güneslik oluvermistir (Sahih-i... Cilt III, sh. 93) 508.
Din adami'nin naklettigi bu hikayelerden çikan
sonuç su olmaktadir ki Tanri, kendisine "Ilahi, bize nafi
yagmur ver" diye dua edilmedi diye yagmurlari
ölçülü ve yararli bir sekilde
ayarlayamamistir.
Ilginç nice örneklerden bir digeri de Muhammed'in
"okumasiz" olmasi ve fakat buna ragmen Tanri'nin Muhammed'e "Oku"
diye emretmesi ile ilgilidir ki söyledir:
Din adami'nin söylemesine göre Tanri, Muhammed'i
"peygamber" olarak seçtikten sonra ona Cebrail ma'rifetiyle
ilk vahy'ini gönderir ve söyle der: "Ey Muhammed!
Yaratan ... Rabbinin adiyle OKU!" (K. 96 Alak 1). Fakat Muhammed
Cebrail'e: "Ben okuma bilmem" diye karsilik verir (Sahih-i...,
Cilt I, sh. 11) 509.
Söylemege gerek yoktur ki Muhammed'in okumasiz olusundan
Tanri'nin habersiz kalmasi ve buna ragmen "oku" diye buyrukta
bulunmasi sasirticidir. Kisi'nin daha ana karninda iken
cinsiyetinin ve kaderinin ne olacagini bilecek kadar her seyden
haberli oldugu kabul edilen bir Tanri'nin Muhammed'i "peygamber"
olarak gönderirken onun okumasiz olusundan habersiz bulunmasi
akla pek yatkin düsmemektedir. Fakat her ne olursa olsun din
adami'nin Islam kaynaklarindan nakline göre Cebrail,
Muhammed'in söyledigine inanmamis olmali ki onun
vücuduna sarilir ve "takatini" kesinceye kadar iyice
sikistirir ve Tanri'nin "oku" emrini yeniler. Muhammed ise "Ben
okumak bilmem" diye direnir; bu yaniti alinca Cebrail
üçüncü bir kez Muhammed'e sarilip sikistirir
ve Tanri'nin emrini tekrarlar: "Oku, kalemle ögreten, insana
bilmedigini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir"
der (K. 96 Alak 3-5) . Fakat Muhammed,
üçüncü kez "Ben okumak bilmem" diye israr
eder.
Din adami'nin Kur'an ayet'i olarak karsimiza çikardigi
hükümlerden anlasildigina göre Tanri, Muhammed'in
okumasiz oldugunu nihayet anlamis olmalidir ki "Oku" diye
emretmekten vazgeçer ve vahyin Cebrail tarafindan
Muhammed'e okunmasina karar verir; söyle der: "Dogrusu o
vahyolunani kalbine yerlestirmek ve onu sana okutturmak Bize
düser. Biz onu Cebrail'e okuttugumuz zaman, onun okumasini
dinle. Sonra onu sana açiklamak Bize düser" (K. 75
Kiyamet 17-19).
Bu emrini biraz daha açikliga kavusturmak maksadiyle bir
de sunu bildirir ki Cebrail Kur'an'i okurken Muhammed, kendisine
okunanlari onunla beraber tekrar etmemeli, sadece dinlemelidir;
söyle der: "Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'an okurken,
unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme,
yalniz dinle" (K. 75 Kiyamet 16). Bunu söyledikten sonra
Kur'an'i Cebrail'in agziyle Muhammed'in kulagina okutur
(Sahih-i..., Cilt I, sh. 3-13)
Yine din adami'nin seriat kaynagindan nakline göre Tanri, bu
olaydan sonra Muhammed'i "Okumasi yazmasi olmayan peygamber" diye
çagirmaga baslar. Örnegin A'raf Suresi'nde
söyle yazili: "... bunu... okuyup yazmasi olmayan peygamber
Muhammed'e uyanlara yazacagiz..." (K. 7 A'raf 156-157). Daha baska
bir deyimle az önce Muhammed'e "oku" diye emreden ve emrinde
israr eden Tanri, simdi fikir degistirmis olarak onu "Okumasi
yazmasi olmayan Peygamber Muhammed" diye çagirmaktadir.
Yine din adami'nin belletmesine göre Tanri, Muhammed'in
okumasiz olmasi nedenini de söyle açiklar: "Ey
Muhammed!... Sen daha önce bir kitaptan okumus ve elinle de
onu yazmis degildin. Öyle olsaydi, batil söze
uyanlar süpheye düserlerdi" (K. 29 Ankebut 49). Yani
demek ister ki Kur'an, Muhammed'in baska kitaplardan (örnegin
Tevrat'tan ya da Incil'den) çalmalarla hazirladigi bir
kitap degildir, ve eger Muhammed okuma yazma bilmis olsaydi,
baskalari onun, yabanci kitaplardan asirma yapmak suretiyle
Kur'an'i meydana getirdigini sanmis olacaklardi. Daha baska bir
deyimle din adami simdi Tanri'yi karsimiza Muhammed'in "okumasiz"
oldugunu bili yormusda onu bilhassa okumasizlar arasindan
seçmis gibi çikarmaktadir.
Görülüyor ki din adami'nin bellettigi seriat
verilerine göre Tanri, ilk basta Muhammed'in okumasiz
oldugundan habersiz gibidir. Habersiz oldugu için ona
Cebrail araciligiyle "Oku" diye emretmistir. Oysa ki biraz
önce dedigimiz gibi, her seyden haberi olan ve her gizli seyi
bilen bir Tanri'nin, Muhammed'in okumasiz olusundan habersiz
bulunmasi akla pek sigmaz. Fakat akla sigmayan diger bir sey de
Muhammed'in "Ben okumak bilmem" diye direnmesi üzerine
Tanri'nin bu kez "Muhammed okumasi yazmasi olmayan bir
peygamberdir" diyerek habersizligini inkar etmesidir.
Biraz daha sasirtici olan sey ise, Tanri'nin: "Biz Muhammed'i
okumasi yazmasi olmayan bir peygamber olarak seçtik;
çünkü okumasi yazmasi olmus olsaydi, inkarci
kisiler onun daha önce indirilmis Tevrat ya da Incil gibi
kitaplari okuyup Kur'an'i yazdigini sanirlardi. Oysa ki Kur'an'i
o, hiç bir yerden çalmamis, dogrudan dogruya bizden
almistir" seklinde konusarak Muhammed'in okumasiz olusuna
gerekçe ararmis gibi durumlara düsmesidir.
Aslinda böyle bir gerekçe dahi Tanri fikrini
zedelemege yeterlidir, çünkü bilindigi gibi
okumasiz olmak, okuma bilenler araciligiyle her hangi bir kitapta
yazili olanlari ögrenip bunlari Tanri'dan gelmis vahiy'ler
gibi göstermege engel degildir. Nitekim Kur'an Yahudilerin ve
Hiristiyanlarin "kutsal" bildikleri kitaplardan alinma pek
çok hükümleri kapsamaktadir. Islam kaynaklarindan
ögrenmekteyiz ki Muhammed, Tevrat'i ve Incil'i iyi bilen
kisilerden kendisine katipler seçmis, bazi katiplerine de
"Ibranice" ögrenmelerini emretmistir. Bu itibarla, Kur'an'in,
Tevrat'dan ya da Incil'den aktarilmis hükümlerle meydana
getirilmedigini anlatmak için Muhammed'i okumasiz imis
göstermenin kuskusuz ki faydasi yoktur. Hele din adami'nin
söylemesine göre diger "peygamberleri'ni" okumuslar
arasindan seçen ve hatta Süleyman "peygamber'e"
kus'larin ve karinca'larin dilini ögreten bir Tanri'nin (bkz.
K. 27 Neml 16) 510 Muhammed'i okumasiz birakmasi da ayrica
anlasilmasi güç bir seydir.
"It yetistirmek için topragi gayet
münbit,
Bularak fuhs ekiyor salma gezen bir sürü it,
Yürüyor diye bes-on maskara alkislaniyor,
Nesl-i hazir, bunu hürriyet-i vicdan saniyor"
|
[ e-mail the URL of this page ]
[top of page]
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Copyright© Internet Infidels® 1995-Present. All rights reserved.
|