I) "Aydin" din adami yetistirme hayalleri:
III) Gerçek anlamda "aydin" olmayan din adami, halkin da aydinlanmasini istemez.
V) Aydinlanmis halk daima din adami'nin kötülüklerine karsi çikar ve onu gelismeye zorlar:
VI) Devlet'i yeniden din adami'nin (ve din'in) destegi haline getirenlerimizin suçu
Atatürk'ün seriat karanliklarindan ve din adami'nin tasalludundan kurtarip akilci egitim sayesinde aydinliklara çikardigi Türk toplumu, yeniden seriat batakligina sürüklenmekte, yeniden din adami'nin o "çag disilik" kokan ellerine terkedilmektedir. Son bin yillik tarihimiz söyle derinlemesine elestirilebilse, kazanilan askeri savaslar ve fethedilmis ülkeler öyküsü disinda Türk'ün bilim ve kültür alanlarinda basarisizliklari söyle ciddi ve cesur bir arastirma konusu yapilabilse görülecektir ki bütün bunlarin nedeni seriat egitimi ile yogurulmus ve din adaminin elinde birakilmis, dolayisiyle özgür düsünceden, yaratici güç'ten yoksun kalmis olmaktir. Atatürk'ün sagladigi laik ve müspet egitim sayesinde gerçekten ibret verici hamleler yapabilen toplumumuzun, seriat ortami içerisinde ve din adami'nin elinde nasil beyni islemez, fikren uyusuk ve cansiz bir külçe haline gelebildigini ancak böyle bir elestiri ortaya vuracaktir.
Biliyoruz ki bu görüsümüzü çürütmek isteyenler, geçmisteki islam uygarligini örnek vereceklerdir. Ancak ne var ki islam uygarligi denen sey, islam'in kendisinden dogma, ya da seriat egitimiyle yetismis kimselerin yaratmasi olmayip eski Yunan bilimlerinden yararlanma sonucu olusmus bir seydir. Bunun böyle oldugunu diger yayinlarimizda (özellikle Aydin ve 'Aydin' ve ayrica Teokratik Devlet Anlayisindan Demokratik Devlet Anlayisina adli kitablarimizda) belirtmis oldugumuz için burada durmayacagiz. Fakat sadece sunu tekrarlamakla yetinelim ki seriat malzemesi ve egitimi ile müspet kafa yapisinda, müspet ahlak anlayisinda insan yetistirmek mümkün degildir. Akilci düsünce'nin özgürlügüne ve bagimsizligina yer ve deger vermeyen, insan zekasina güven beslemeyen, akla aykiri ne varsa her seyi "gerçek" diye gösteren seriat düzeni ve zihniyeti içerisinde aydin din adami yetisemez.
I) "Aydin" din adami yetistirme hayalleri:
Her vesile ile tekrarladigimiz gibi Bati'nin fikirsel
gelismesinde rol oynayan sey, aydin sinifin bir yandan insan
aklini baski altinda tutan din kurulusuna ve diger yandan da din
adamlarina karsi savasim vermis olmasidir. Bati'da özgür
düsünce'nin egemenligini saglayanlar, insan aklini hem
din cenderesinden, hem de din adami'nin pençesinden
kurtarmislardir. Akil Çagi'nin olusumunda en
önemli rol oynayan Fransa, din adamina karsi en amansiz
savasim veren bir ülkedir. 1789 Ihtilali dinsel zihniyete ve
egitime oldugu kadar din adamlarina karsi girisilmis bir
savasimdir. Bu ihtilal, Fransiz halkini, din adami'nin
sahteliklerine, yalanlarina ve saltanatina karsi baskaldirma
gelenegine yöneltmistir. Bu dönemde Aydin'in baslica
düsüncesi toplumu din adami'nin
sömürüsünden ve etkisinden kurtarmak olmustur.
Fransiz Ihtilali, bu düsünceyi gerçeklestirme
alanina sokan en önemli bir girisimdir. Ihtilal liderleri,
din adamlari sinifini sadece siyaset'ten uzaklastirmak, sadece
dünya islerine karismaktan alikomak degil fakat asil kisi ile
iliskisini kesmek, ve daha dogrusu yok etmek istemislerdir.
Kliselerin kapatilmasi ve din adamlarinin hapislere atilmalari hep
bu düsüncenin sonuçlari olarak ortaya
çikmistir.
Bununla beraber bu kadar asiri gitmek istemeyenler, din ve
dünya islerini birbirinden ayirmak ve din adamlarinin sadece
"uhrevi" alanda is görmelerine izin vermek sikkini
seçmislerdir. Bir yazar söyle der: "(Tarihin
ögrettigi o'dur ki) eger bir millet mutluluga yönelmek
umudunda ve karsilikli sevgi ve saygi ve refah yoluna
çikmak düsüncesinde ise, bu taktirde din
adami'nin elinden her türlü dünyevi yetkiyi (almak
gerekir). Sunu aklimizdan çikarmayalim ki insanlik
tarihinin baslangicindan bu yana kisi özgürlükleri
ve insan zekasi bakimindan zararli hiç bir davranis (akilci
egitim veren ögretmenlerden) gelmemistir; buna karsilik her
devirde din adamlari insan varliginin en kararli, en
kötü , en acimasiz düsmanlari... olmuslardir"
613.
Bu yazarlar Hiristiyan dini'nin "Sezar'in hakkini Sezar'a,
Isa'nin hakkini Isa'ya" ilkesine dayali olarak din ve devlet
islerini birbirinden ayri tutmaga yönelik özelliklerini
ele alarak, din adamlarinin siyasetten uzak kalip sadece "uhrevi"
sorunlarla ugrasmalari halinde zararsiz duruma gireceklerine
inanmislardir. Bir yazar söyle der: "Din adami'nin elinden
dünya islerini ve siyasal yetkileri alip onu sadece (ibadet)
isiyle ugrasir kiliniz, iste o zaman onu zararli olmaktan
çikarabilirsiniz"
Öte yandan Batili aydinin tutumu genellikle su olmustur
ki toplumda "egemen" olmak gereken tek güç akil
olmalidir. Toplumu sadece akil gücü
sürüklemelidir. Bu da din adami'ni dünyevi islerin
ve siyasetin disinda birakmakla mümkündür.
Oysa ki islam ülkelerinde böylesine bir
bilinçlenme görülmez. "Aydin" diye bilinen
siniflar, eskiden oldugu gibi bugün dahi geri kalmislik
nedenlerini seriat dininde degil fakat din adamlarinin
"cehaletinde" aramak gerektigini söylerler. Onlara göre
Seriat'in özü "iyi" ve her türlü bilimsel
gelismeye olasilik verecek yeterliktedir; eger din adami iyi bir
din egitiminden geçirilecek olursa her sey düzelecek,
islam halklari uygarliga eriseceklerdir.
"Aydin" din adami yetistirmek hevesiyledir ki ülkemizde, son
30 yil boyunca görülmemis bir bilinçsizlikle din
okullari (Imam-Hatip okullari, Islam Enstitüleri, vb...) ve
ilahiyat fakülteleri açma rekorlari kirilmis ve bu
kisa süre içerisinde neredeyse yarim milyona yaklasik
"medrese kafasi" üretilmistir. Bu kafalar devletin
bütün kilit noktalarini ele geçirerek yakinda
Türk toplumunun tüm kaderine egemen olacaklardir.
Ancak ne var ki "suç din adaminin cehaletindedir" demekle
ve yüzbinlerce imam-hatipli yetistirmekle hiçbir sey
çözümlenmis olmaz, çünkü din
adamini "cahil" ve "çag disi" yapan sey dogrudan dogruya
seriat'in kendisidir. "Dogal hak'lara ve
özgürlüklere", "sosyal esitliklere", "laik'lige",
"demokratik ilkelere", "hosgörü'ye", "akilci"
gelismelere ve "müspet ahlak anlayisina" ters düsen
seriat verileriyle "aydin" din adami yetistirmek mümkün
degildir. Nitekim Imam Hatip okullarindan, Islam
Enstitüleri'nden, Ilahiyat Fakülteleri'nden ve sair din
okullarindan mezun olmus din adamlari, zihniyet, dünya
görüsü ve insanlik anlayisi bakimindan, "egitim
görmemis" diye küçümsenenerek "cahil"
bilinen din adamlarindan pek farkli degillerdir.
Çünkü onlar da bunlar da, ayni seriat
malzemesiyle yetistirildikleri için, ayni inançlara
saplanmis olup ayni kafa yapisindadirlar. Daha önceki
bölümlerde siraladigimiz ve aklin ve havsalanin
kavrayamayacagi nitelikteki seriat hükümlerini, sadece
"cahil" dedigimiz din adamlari degil fakat Ilahiyat
Fakülte'lerinden yetismis, "Profesör" ve "Doçent"
gibi unvanlara sahip din adamlarimiz dahi ayni "kutsallikta"
bulurlar: "Ölü insan vücudu ile ya da hayvanla
cinsi münasebette bulunan oruçlu kisi'nin orucu
bozulur, kaza orucu tutmasi gerekir (kefaret orucuna gerek
yoktur)" seklindeki seriat hükmünü "Hadis'i serif"
olarak belleyen ve halkimiza belletenler, sadece "cahil" din
adamlari degil fakat Ilahiyat Fakülte'lerinde ya da Diyanet
Islerinde görevli ve "Profesör" ya da "Doçent"
unvanli din adamlaridir 614. Hayvanla cinsi münasebetin
"zina" suçu'nu olusturdugunu, münasebette bulunan
erkege verilecek ceza'da üç ayri
görüsün geçerli oldugunu, cinsi
münasebette bulunulan hayvan'in neden dolayi
öldürülmesi gerektigini söyleyenler yine
"aydin" diye bilinen din adamlaridir 615. "Yemege ve
içecege düsen sinegin bir kanadinda hastalik,
digerinde sifa vardir ve sinek sifa kanadini disarda birakir (bu
nedenle) sinegin disarda kalan kanadini iyice batirin, sonra
çikarip atin", ya da "Horoz melek görünce
öter, merkep seytan görünce anirir" seklindeki
hükümleri kutsal birer seriat hükmü seklinde
belleyen ve insanlarimiza belletenler sadece "cahil" din adamlari
degil fakat Diyanet Isleri Baskanligi'nda is gören ve
Ilahiyat Fakültesini bitirmis, "profesör" ve
"doçent" unvanli din adamlaridir. "Fare'nin önüne
deve sütü koyarsaniz içmez, ama koyun
sütü koyarsaniz içer" seklindeki bir hadis
hükmünü "Çünkü vaktiyle Beni
Israil'den bir kavmi Tanri cezalandirmak için fare'ye
dönüstürdü, o kavim deve sütü
içmez oldugu için fareler deve sütü
içmez oldular" seklindeki dinsel bir gerekçe ile
köylümüzün kafasina sokanlar sadece "cahil"
din adamlari degil fakat Profesörlüge yükselmis din
adamlaridir 616. "Seytan her isinizde, hatta yemek yerken dahi
yaninizda bulunur. Birinizin lokmasi elinden düserse onu alip
yesin, seytana birakmasin" seklindeki, ya da "Esnemek
seytandandir... Biriniz esneyip (ha) diye agzini ayirinca onun
gafletine seytan güler" diyerek insanlarimizi "seytanlar
ilmi" ile egitenler Diyanet Isleri Baskanligi'nin ayni
"yüksek" egitimden geçmis unsurlaridir 617. Medine
mescidinde minber isini gören bir hurma
kütügünün, minberlikten çikarildigi
için aci aci inlemege, halkin gözleri önünde
hüngür hüngür aglamaga basladigini
söyleyenler sadece cahil din adamlari degil fakat
"Profesör" unvanli ve hem de Ilahiyat Fakültesinde
dekanlik yapan Üniversite mollalaridir 618.
Müslüman kadinlarin, müslüman olmayan
erkeklerle evlenmelerinin Islam'a aykiri oldugunu söyleyerek
hem insan haklarini çigneyen ve hem de mutlu yuvalari
yikmak isteyenler sadece "cahil" diye damgaladigimiz din adamlari
degil fakat yine Ilahiyat Fakülte'lerinde ögreticilik
yapan "profesör" unvanli din adamlaridir 619. Kadin sinifini:
"Aklen ve dinen dun yaratiklar" seklinde tanimlayip her bakimdan
asagilatanlar, ve örnegin "Mukadderatini bir kadinin eline
veren millet felah bulmaz" sözlerine dayanarak: "Islam
hukukunda amme velayeti denilen teskilati riyaseti ancak erkek bir
vatandas tarafindan temsil olunur. Bu, millet otoritesini temsil
edecek mevkie kadin intihap edilemez. Çünkü
kadinin fitrati bir çok cihetlerden bu çok agir
vazifeyi deruhte etmege müsait degildir.. Bunun için
Islam hukukunda ... devlet riyasetine intihap olunabilmesi
hususunda kadin için bir hak kabul edilmemistir" seklindeki
yorumlarda bulunanlar sadece "cahil" din adamlari degil fakat
Diyanetin "büyük" unvanlara sahip yetkilileridir 620 .
Cumhuriyet rejimini "zindik düzeni" diyetanimlayip devletin
temellerini kundaklayanlar sadece cahil dedigimiz imamlar degil
fakat "Doçent" ve "Profesor" kilikli din adamlarimizdir
621. Islam'dan baska gerçek din olmadigini ve baska dinlere
yönelenlerin sapik sayildigini söyleyenler ya da
"Babalarinizi, kardeslerinizi (-eger farkli din ve inançta
iseler) dost edinmeyin" diyenler ve böylece insanlarimizi
bagnaz duygularla yetistirenler sadece imamlar degil fakat Diyanet
Isleri Baskanligi'nda is gören ya da Ilahiyat
Fakültelerinde hocalik yapan ve "Profesör",
"Doçent" vb... unvanli din adamlaridir 622. Kadina dayak
atma konusunda: "Eger Kur'an 'dövülecek' diyorsa kadin
dövülür, ama dövme kadina hakaret olsun diye
degil, onu yola getirmek, aile yuvasini kurtarmak için"
diyenler sadece "cehalet" içerisinde olduklari kabul edilen
köy imamlari degil fakat Diyanet Isleri Baskanligi
görevinde bulunanlardir 623. Islam'a uygun yasam
sürenlerin Cennet'e gideceklerini söylerken: "Her kim
Cennete giderse o kisi 4000 bakire, sekiz bin dul ve 100 hüri
ile evlenir" seklindeki seriat hükümlerini belletenler
ve böylece erkek kisi'nin Cennet'de on iki bin yüz adet
kadinla cinsi münasebette bulunacagini müjdeleyenler,
sadece "cahil" bildigimiz din adamlari degil fakat Diyanet Isleri
Baskanliginda bulunmus kimselerdir 624.
"Yüksek ögrenim" görmüs ve
"Profesör'lüge" erismis bu tür din adamlari,
çag disi zihniyete saplanmis olmaktan dogma bilinç
altbir itisle, çogu kez aydin görüslü ve
kültürlü ve Bati uygarligini derinlemesine
biliyormus görünmek gibi bir özleme saplanmaktan da
geri kalmazlar. Örnegin Aristo , ya da Nietche ya da
Dostoyevski' vb... gibi yazar ve düsünürlere
hayranlik duyduklarini söyleyip görüs sergilemege
çalisanlar ya da "hümanizm'e" yönelikmis gibi
davrananlar vardir aralarinda. Ancak ne var ki bu özlem
onlari, çogu zaman farkina varamayacaklari bir gaflete
düsürür. Nitekim Kur'an disinda Islam tanimayan ve
"dogru" yola ancak Kur'an ile girilebilecegine inanan ve
üstelik Diyanet Isleri Baskanligi'ni dahi "hurafe satiyor"
olarak tanimlayip gericilikle suçlayan bir seriatçi
"profesörün", Dostoyevski'ye hayranlik duymasi ve bu
hayranligini gazete sütunlarinda haykirmasi bunun nice
kanitlarindan biridir: "... kendisine bakarak güç,
güven ve ask tazeledigim Dostoyevski'yi sonsuzluk dostu
olarak aniyor ve selamliyorum" derken 625, bu hayranlik duydugu
Dostoyesvki'nin Islam'a (özellikle Kur'an'a) ters
düstügünden habersizdir. Yarim yamalak onun
yapitlarini muhtemelen okumustur ama nüfuz edememistir.
Çünkü Dostoyevski, Kur'an'i benimsemek ya da
Kur'an'daki Tanri anlayisina katilmak söyle dursun fakat
Tanri'nin varligindan bile süphe ettigini ortaya vuran ya da
Avrupa'nin ve dolayisiyle dünya ülkelerinin ancak
Ortodoks kilise'sinin rehberligiyle kurtulusa çikacagina
inanmis ve bu inancin havariyunlugunu yapmis olan bir kimsedir
626. Eger bizim Üniversite molla'mizin bundan haberi var
ise bu takdirde Kur'an'dan vazgeçip Rus Ortodoks kilisesine
katilmakla, Dostoyevski'ye hayranligini çok daha
gerçek bir sekilde ifade etmis olacagi muhakkaktir.
"Profesör" unvanli bu ayni din adami'nin, bir baska vesileyle
Bosna-Hersekli müslümanlarin baskani olan
Izzetbegoviç'i "imanda gönüldasim" di yerek
"saygi ve hayranlikla" selamlarken de benzeri bir gaflete
düstügüne kitabimizin ilk bölümlerinde
deginmis ve Izzetbegoviç'in Atatürk devrimlerini
tüm olarak "Barbarlik" diye tanimlarken Atatürk
Türkiyesinin bir numarali düsmani olduguna deginmistik
627. Bizim kendi takunyali seriatçilarimiza bile tas
çikartacak kadar koyu bir Atatürk (ve "Atatürk
Tükiyesi") düsmanini "aydin" sanilan din adamlarimizin
"imanda gönüldasim" diyerek baslarina taç
etmeleri sunu gösterir ki onlar için "iman" disinda
kutsal ve degerli olan hiç bir sey yoktur: ne insan
sevgisi, ne vatan sevgisi, ne ana ya da baba sevgisi, ne "millet"
sevgisi, ne adalet sevgisi... evet seriat disinda hiç bir
sevgi!
Humanizm'e yönelikmis gibi görünen "Profesör"
unvanli din adamlarimizin 627(a) saplandiklari gaflet ise
"Hümanist" (hümanizma) sözcügü ile
"Humaniter" sözcügü arasindaki farki bilmemekten
dogmaktadir. Aydin ve "Aydin" adli kitabimda da degindigim gibi
humanizm'a, insan sorunlarinin din verileriyle (kitaplariyle)
degil fakat beseri verilere (insan yapisi kanunlara) göre
çözümlenmesini öngörür. Oysa ki
bizim "aydin" geçinen "Profesor", "Doçent" unvanli
din adamlarimiz için seriat disinda (hiç degilse
Kur'an disinda) çözüm aramak söz konusu
degildir.
Öte yandan bu kisilerin "Hümaniter"
görünmege heveslenmeleri de yapmaciktir,
çünkü bu sözcük, basta din ve
inanç olmak üzere hiç bir ayirim
gözetmeksizin insanlar arasi sevgi ve saygi duygularini
içerir. Farkli din ve inançta olanlara karsi saldiri
ve savas diye bir sey kabul etmez.
Oysa ki bizim "aydin" din adamlarimiz, farkli din ve
inançta olanlari "kafir" ve "düsman" bilirler,
çünkü seriat dini, daha önceki
bölümlerde de gördügümüz gibi,
Islam'dan gayri bir dine yönelik olanlari (hatta Islam olupda
munafik sayilanlari) "sapik", ya da "kafir" olarak tanimlamak bir
yana (örnegin: K. Imran 85), fakat yer yüzünü
"Dar'ül-Islam" (müslümanlarin yasadiklari yerler)
ve "Dar'ül-harb" (Kafirlerin yasadiklari yerler) diye ikiye
ayirip birincileri ikincilere karsi savastiran, "müsriklerin"
öldürülmelerini zorunlu kilan bir din'dir
(örnegin: Tevbe 5, 29; Bakara 193 vb...). Baska din'den
olanlara (örnegin Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi olumlu
davranmayi savunuyormus gibi görünenler dahi, bunu insan
sevgisi itisiyle yapmazlar; sadece Tanri'nin Islam'dan baska bir
din ve baska din'den peygamber göndermedigini ve
çünkü Kur'an'in böyle dedigini
düsünerek yaparlar.
Evet, ne yazik ki seriat egitimiyle akilci ve çagcil
düsünce yapisinda ve insanlar arasi sevgi duygusuna
bagli din adami yetistirme olasiligi yoktur ve olmadigini kanitlar
nitelikteki örnekleri sonsuza dek uzatmak kolaydir! Diyanet
Isleri Baskanligi'nin ya da "Profesör" ya da "Doçent"
unvanli din adamlarimizin halkimiza bellettikleri (ve bu kitapda
bazilarina deginmis oldugumuz) seriat verilerini söyle bir
gözden geçiriniz: akli basinda olanlarimizi dehset ve
saskinliga sürükleyecek olan bu hükümlerin
"aydin" diye tanimladigimiz bu din adamlari tarafindan "kutsal"
sayildigini görmekle sasirir ve "cahil" din adami ile
"okumus" din adami arasinda neden dolayi fark olamayacagini
anlarsiniz.
Fakat "aydin" diye ortaya çikan (özellikle "Profesor"
ve Doçent" unvanli) din adamlarimizin bu topluma karsi
giristikleri asil büyük yikicilik, Atatürk
sayesinde akilcilik rayina oturtulmus bir toplumu, bu raydan
çikartip Kur'an disinda gerçek yokmus inancina
dogrultmak, Kur'an'i tüm yasamlarimizin rehberi yapmaga
çalismaktir. Bunlar arasinda "Kur'an'daki Islam" parolasina
sarilip kendisini "havari" lerden sananlar vardir. Içinde
yetistikleri seriat egitimi yüzünden sapli bulunduklari
zihniyet nedeniyle sundan habersizdirler ki çagdas
uygarlik, kisi'yi din kitaplarinin rehberliginden uzaklastirip
aklin egemenligine ve rehberligine ulastirmakla saglanmistir. Bati
dünyasi, 17ci yüzyildan bu yana, insan zekasini ancak bu
yoldan yaraticiliga kavusturmus ve ancak bu yoldan insan varligini
sinirsiz bir gelisme olasiligina dogrultmustur. Konuyu Aydin ve
"Aydin" adli kitabimda inceledigim için burada daha fazla
durmayacagim.
Ancak sunu tekrarlamaliyim ki bizim için bütün
sorun, genel olarak din adami'ni çag disi zihniyet
içerisinde tutan seriat'in özü'nde yatmaktadir.
Asil savasilmak gereken sey de bu öz'dür. Bu
özü olusturan veriler, bundan 1400 yil önce
yerlestirilmis seylerdir; Insan varligini eziklik
içerisinde tutan ve sömürten bu özü
akil tornasindan geçirmedikçe ve din adami sinifini
"akilci düsünce insanlari" haline sokmadikça
uygarliga çikis yolu bulunamayacaktir.
II) Atatürk'e gelinceye kadar Islam
devletlerinin hiç birinde "özgürlük", "insan
haysiyeti" ve "insan sevgisi" adina din adami'na karsi savasan ve
toplumu din adami'nin kötülüklerinden kurtaran
olmamistir.
Biz aydinlar, akil yordami ile seriat'in insan hak ve
özgürlüklerine ters düsen yönlerini
ortaya vurup insanlarimizi bilinçlendirmekle ve onlari din
adaminin yalanlarina ve kötülüklerine karsi savasim
verebilecek duruma getirmekle görevliyiz. Nasil ki Bati'da
aydin siniflar, bir yandan din kurulusunu elestirip akla ve
vicdana aykiri din verilerini gidermege çalisirken diger
yandan din adami'ni dünya islerine karistirmamak, halk
yiginlarini din adami'nin baskisindan kurtarmak bakimindan kendi
toplumlarina yararli olmuslarsa, bizler de bu ülkeyi
uygarliga çikarmak için öyle yapmak zorundayiz.
"Aydin kisi" olma niteligi bizi bu zorunluga, yani din kurulusunun
ve din adamlarinin olumsuz yönlerine karsi savasima
sürüklemelidir.
Ne hazindir ki Islam tarihinde bu tür bir savasim
olmamistir. Din ve devlet ayriligi diye bir sey olmadigi
için, "dünyevi" ve "uhrevi" iktidar'in
destekçisi isini gören din adamina karsi direnis pek
görülmemistir. Geçmiste bazi yazarlarin din
adami'nin kötülüklerine ve bilgisizliklerine karsi
tepki gösterdikleri söylenebilirse de, bu hem yetersiz
ve hem de etkisiz kalmistir. Örnegin Sirazli Hafiz, hemen
her siirinde, kapali bir dil ile de olsa, din adaminin
sahteliklerini dile getirmistir 628. Gülistan adli kitabinda
sair Sa'adi'nin ayni seyi yaptigi görülür. Din
adamina karsi en fazla düsmanlik duyanlardan biri Ibn
Rüsd'tür; Eflatun'un "Cumhuriyet" adli kitabini
yorumlarken "Bütün istibdat'lar içerisinde en
korkunç, en kötü olani din adamlarinin
istibdadir" diyebilmistir 629. Ibn Rüsd' ü bu
düsmanlikta kararli kilan sey, Endülüs saltanati
döneminde, daha dogrusu Halife Hakem II zamaninda (yani 10.
yüzyilda), olusan hosgörü ve uygarlik ortamina
karsi din adami'nin olumsuz tutumudur. Hacib al-Mansur'un, Halife
Hisam saltanatina son verip iktidari ele geçirmesinde,
fikir ve düsünceye zincir vurmasinda din adaminin rol
oynamasinin da onu rahatsiz ettigi muhakkaktir. Buna benzer
olaylar sonucu Ibn Rüsd sunu iyice anlamistir ki din adami,
her türlü degisikligi ve yeniligi "dinsizlik" bilir ve
önlemek için her kötülügü yapmaga
hazirdir.
Yukardaki listeyi uzatmak ve din adamlarina bagli imis gibi
görünüp onlarin söylediklerine fazla aldiris
etmeyen Alparslan gibi hükümdarlardan örnekler
vermek mümkün.
Yakin dönem tarihimiz içerisinde Tevfik Fikret ya da
sair Esref ve Neyzen Tevfik gibi bazi yazarlarin bu seriyi
tamamladiklari da dogrudur. Dürüstlük timsali
Tevfik Fikret, o güzel ve etkili kalemiyle, din hocalarina
gereken dersi vermesini bilmistir. Yalan ve iftira usulleriyle
temiz insanlara saldirmayi ma'rifet sayan din adamlarini
hallaç pamugu gibi atmasini becermistir. Selahi Dede
adindaki bir hoca için yazdigi su satirlar bunun nice
örneklerinden biridir:
Bu satirlari yazmasinin nedeni kendisinden is isteyipde olumsuz
karsilik alan bu din adami'nin: "Tevfik Fikret -'Kur'an'in kara
sayfalari yirtildi artik-' dedi" diyerek iftirada bulunmasidir
630.
Sair Esref ise, kaba bir dil ile de olsa, o veciz satirlariyle
din adamlarini bir hayli hirpalamistir.
Insan sevgisi ve özgürlük duygusu ile dolu Neyzen
Tevfik'e gelince o, din adamlarinin baslica düsmanlarindan
biridir. Kendisi medrese egitiminden geçmis olup
molla'liktan geldigi için din adamlarinin iç
yüzünü herkesten iyi bilirdi. Bundan dolayidir ki
onlarin tiynetini ortaya vuran siirler yazmistir. "Aygir Imam"
baslikli bir siir'inde din adamlarinin para'ya
düskünlüklerini, zayif'lari ezmek hususundaki
becerikliklerini ve güçlü olanin karsisinda
küçülmüslüklerini, hilelerini vb...
dile getirmek üzere söyle der:
"Hoca" adli bir siirinde din adam'inin bir baska
yönünü söyle dile getirir:
Fakat su muhakkak ki Atatürk'e gelinceye kadar din adamini
kötülük yapabilecek durumdan çikaran ve
insanlarimizi din adami'nin pençesinden kurtaran
olmamistir. Din adami'nin farkli inançtakileri "kafir"likle
suçlayip seriat'in "Cihad" hükümlerini seferber
edebilen olumsuz zihniyetine karsi, inanç farki
gözetmez bir insanlik sevgisiyle dikilen çikmamistir.
Denilebilir ki Atatürk, 1400 yillik Islam tarihi icerisinde
din adami'na karsi en etkili bir sekilde savasabilen ilk ve tek
insandir. Eger istemis olsa din adamini kendisine destek kilip,
halki onun araciligiyle sömürebilecek ve rahat bir yasam
sürebilecek iken bunu yapmamistir. Yapmis olsa muhtemelen
kendisini tehlikelere sürüklemez ve bugün softa
yiginlarca lanetlenmezdi. Fakat o her seyi göze alarak din
adamina karsi amansiz bir savasim açmistir.
Çünkü din adamini Türk toplumu
için en büyük bir bela olarak
görmüstür. Bundan dolayidir ki din adamlarini
sevmez ve sevmedigini açikca söylemekten
çekinmezdi. Subat 1923 tarihli bir konusmasinda söyle
der:
"Eger onlara (din adamlarina) karsi benim sahsimdan bir sey
anlamak isterseniz derim ki ben sahsen onlarin düsmaniyim.
Onlarin menfi istikamette atacaklari bir hatfe (adim), yalniz
benim sahsi imanima degil, yalniz benim gayeme degil, o adim benim
milletimin hayati ile... , o adim milletimin kalbine havale
edilmis zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir
arkadaslarimin yapacagi sey, mutlaka o adimi atani tepelemektir.
Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim. Farz-i
muhal bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis
olmasa, öyle menfi adim atanlar karsisinda herkes
çekilse ve ben kendi basima yalniz kalsam, yine de
tepelerim!"634.
Bu tarihten bir ay kadar sonra, 16 Mart 1923 tarihinde Adana'da
sunlari söyler: "Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz...
görürsünuz ki milleti mahveden, esir eden,
harabeden fenaliklar hep din kisvesi altindaki küfür ve
melanet''ten gelmistir. Onlar (din adamlari) her türlü
hareketi dinle karistirirlar" 635.
Bu ülkede aydin sayilabilecek bir tek insan
gösterilemez ki bu sözleri içtenlikle
benimsemesin ve bu duygulari paylasmasin. Din adami'nin
yüzyillar boyunca sürüp gelen sevimsizligi,
bilgisizligi, fikirsel miskinligi, yalana
düskünlügü ve her alandaki olumsuzlugu, bu
toplumun uygar düsünceye sahip insanlarinin her zaman
için tiksinti ile izledikleri bir gerçektir. Aydin
sayisi çogaldikca bu duygularin yayginlasacagi muhakkaktir.
Seriat malzemesi ve seriat egitimiyle din adamini daha iyi, daha
bilgili, daha ahlaki yetistirmek mümkün olamayacagina
göre ülkemiz insanlarinin okumusluk ve uyanmislik
seviyesi gelistikçe din adaminin bu toplumda tutunmasina,
kendisini kabul ettirip sevdirmesine olanak kalmayacaktir. Hele bu
millete bin yil boyunca yaptigi kötülüklerin,
düsmanliklarin, ihanet'lerin gün isigina
çikarilmasi ve bütün bunlarin biraz olsun akli
isleyenlerimizce anlasilmasi sonucunda din adami Türk
toplumunun samarini, hem de en güçlü sekliyle,
bir gün mutlaka suratinda bulacaktir.
Eger din adami bu durumlara düsmek istemiyor ve kendi sonunu
düsünüyor ise Bati'nin gelisme tarihini,
özellikle akil çagina girisini inceler ve ders alir.
Voltaire, Bayle, Diderot, Rousseau vs... gibi ve daha nice Akil
Çagi mimarlarinin itisiyle gelistirilen "din adami
düsmanligi"nin Bati'da, özellikle 1789 ihtilalinden
sonra Fransa'da, ne gibi boyutlara ulastigini ve ne gibi
sonuçlar dogurdugunu gözden geçirir . Eger bu
topraklar üzerinde yasayan insanlarin gelecegini tehlikeye
düsürmek istemiyor ise bilinçsiz gidisine son
verir ve gerçeklere giden tek yolun akilcilik oldugunu
kabul edip laik'lik ilkesine bürünerek kösesine
çekilir. Asil görevi'nin, seriat düzeni'nin yok
olmasini saglayici zemini hazirlamak oldugunu bilerek, kendisinden
son bekleneni yerine getirir.
III) Gerçek anlamda "aydin" olmayan din
adami, halkin da aydinlanmasini istemez.
Yukardaki bölümlerden çikan sonuç sudur
ki günümüzde din adami, bütün
okumusluguna, diplomalarina ve unvanlarina ragmen yine de
çagcil ve akilci zihniyete sahip olmaktan uzaktir. Bundan
dolayidir ki halkin aydinlanmasina, akilci egitim almasina ve
laik'lige karsidir. Çünkü bilir ki elinde
bulundurdugu yalanlar malzemesini, akilci egitimle yetismis
insanlara sokusturmak mümkün olamayacaktir. Bilir ki
seriat verilerini "gerçeklerin ta kendisidir" diye
belletmeye kalkistigi her kez karsisinda, bunlari akil ve zeka
gücüyle çürütecek insanlari bulacaktir.
Örnegin bilir ki "Islam seriati hosgörü
dinidir; Din'de zorlama yoktur" diye konustugu zaman karsisindaki
aydin kisi ona bu ayni seriat'in: "Müsrikleri nerede
görürseniz öldürün" (K. 9 Tevbe 5)
seklindeki emirlerinden baslayip "(Allah katinda Islam'dan gayri
din yoktur) Kim islamiyet'ten gayri bir dine yönelirse
sapiktir!" (K. 5 Imran 19, 85) ya da "Ey inananlar! babalarinizi,
kardeslerinizi -eger küfrü imana tercih ediyorlarsa-dost
edinmeyin" (K. Tevbe 23) seklinde olan ve ayrica
müslümanligi terkedenlerin
öldürülmelerini emreden ya da "Kafirlere" karsi
cihad'i öngören hükümlere varincaya kadar,
hosgörü duygusunu insan kalbinden silen verileri
gösterecektir. Yine bunun gibi bilir ki "Seriat dini esitlik
dini'dir" dedigi zaman karsisindaki aydin ona seriat'in esitsizlik
yaratan nice verilerini ve bu arada köleligi dogal bir
kurulus gibi tanimalayan: "... bir tarafta... bir köle, bir
tarafta da bol rizik verdigimiz... birisi olsa, bu ikisi esit olur
mu? Sükür Allah'a ki esit degildir" (K. 16 Nahl 75)
seklindeki hükümlerini ve benzerlerini
gösterecektir. Buna karsi "Kölelik eski Cahiliyye
döneminin benimsedigi bir kurulustu; bu nedenle o an
için köleligi kaldirma olanagi yoktu; kölelik
kaldirilmis olsa idi halk ayaklanirdi. Bu nedenle Tanri
köleligi yekten kaldirmadi fakat tedricen kaldirilmasini
uygun buldu" seklinde bir yanit vermege kalkistigi zaman
karsisindaki aydin kisi, akilci bir mantikla kendisine: "Pek iyi
ama, her seyi diledigi gibi yaratacak güçte olan bir
Tanri neden halkin ayaklanmasindan korksun ve taviz yoluna
basvursun?" diyecektir. Yine bilir ki "Seriat dini kadin haklarina
saygilidir, kadin erkek esitligini saglamistir" seklinde konustugu
zaman karsisindaki aydin kisi ona "Kadinlar aklen ve dinen dun
yaratiklardir" seklindeki hükümlerden baslayip "Iki
kadinin tanikligi bir erkegin tanikligina bedeldir" (K. Bakara
282) , "(Miras paylasiminda) Erkegin payi... iki disinin payi
kadardir... Erkege kadina nispetle iki pay verilir" (K. Nisa
11,176) seklindeki kadin erkek esitsizligini öngören, ya
da "Namazi (bozan) seyler esek, domuz ve kadin'dir", "Cehennem'in
çogunlugunu kadinlar olusturur" seklinde insan sahsiyetinin
haysiyetini rencide eden nice hükümleri siralayacaktir.
Bu örnekleri çogaltmak kolay. Kolay olmayan sey, din
adamina, bu toplumda artik düsünebilen beyinler oldugunu
ve su durumda akil ve mantik disi seriat verileriyle is
görmenin yararsiz bulundugunu anlatmaktir.
IV) Aydinlanmayan ve aydinlatilmayan halk, daima
din adami'nin yaninda ve fakat daima da onun
kötülüklerine kurbandir.
Toplumumuzun baslica özelliklerinden biri kendisine en
büyük kötülükleri yapanlara, kendisini
sömürüp yoksul, zavalli ve mutsuz birakanlara,
özellikle din adamlarina karsi bilinçsizce baglilik
duymasi, her vesile ile destek olmasidir. Her ne kadar bu
olumsuzluk seriat toplumlarinin ortak bir yönü olmakla
beraber bizim kendi toplumumuz bakimindan ayri bir özellik
tasir. Çünkü yeryüzünde bir baska
toplum yoktur ki, kendi benligini, milli geleneklerini, tarihini,
dilini ve her seyini din adami yüzünden yitirsin de buna
ragmen din adamina bagli kalsin. Kuskusuz ki bu baglilik "korku"
ve "bilgisizlik" gibi ogelerden kaynaklanmaktadir.
Ne hazindir ki halkimiz, geçmis dönemler boyunca din
adamina, hep olumsuz yönleri itibariyle baglilik
göstermistir. Örnegin hangi din adami ki "kafirlere"
karsi seriat'in öngördügü insafsiz
hükümleri uygulamada usta olmustur, ya da hangi din
adami ki "kafirlere" karsi "Cihad'a girisilmesi" için
etkili olmus, öncülük yapmistir, ya da hangi din
adami ki farkli din ve inanca yönelenleri sapiklikla
suçlamistir, ya da hangi din adami ki tüm insanlar
arasi sevgi fikrinden ve duygusundan yoksun kalmistir, iste o,
halk tarafindan en degerli, en büyük insan sayilmistir.
Kanuni Sultan Süleyman ve Selim II zamaninda
Seyhülislamlik yapmis olan Ebu'suud Efendi ki, kendisine
boyun egmeyen ve "Vahdet-i Vücud" nazariyesine inanan
kisilerin öldürülmesinden tutunuz da "hülle"
ugruna aile yuvalarinin yikilmasi sonucunu doguracak kararlara
varincaya kadar her türlü ahlak disiliga ve insafsizliga
yönelmekten geri kalmamistir, halkimizin ve hatta
aydin'larimizin bugün dahi "esine az rastlanir din adami"
olarak kabul ettikleri bir kimsedir.
Seriat dünyasi halklarinin tarihi hep bu tip din adamlarinin
yüceltildigine kanit örneklerle doludur.
Kuskusuz ki her ülkede ve her toplumda din adamlarinin
kötülüklerinden söz etmek, örnekler
vermek mümkündür. Fakat kendi içinden
çiktigi ve kendisini besleyen topluma karsi olumsuz
davranmak bakimindan Türk din adami ile yarisabilecek olanini
bulmak güçtür. Arap'in din adami bile,
bütün ilkelligine, bilgisizligine,
kötülügüne ragmen yine de kendi ümmetini
"Arap benligi" ile yetistirmesini bilmis, kendi geleneklerini,
kendi dilini yüceltebilmistir. Oysa ki bizim din adamimiz,
Türk'ü milliliginden, kendi öz dilinden, eski
geçmisinden, geleneklerinden ve zengin tarihinden, daha
dogrusu Türklükle ilgili ne varsa her seyinden yoksun
etmis, hatta onu kendi atalarini lanetler durumlara getirmis,
"Türk'ün tarihi islam ile baslar" diyerek, en azindan
2500 yillik Türk tarihini su son bin yillik zamana sigdirmak
istemis, kisacasi Türk'ü "Türklügünden"
ariyip ruhen ve ahlaken Araplastirmistir.
Su muhakkak ki Türk halki, aydinlandigi ve aydinlatildigi an
bu yalanlar ve melanet son bulacaktir. Bati'da fikren gelisen
halkin yaptigi gibi Türk toplumu da bir gün gelecek,
kendisini zavalli hallere düsüren, ilkelliklere iten,
kendisine ihanet eden din adaminin karsisina geçip ona
haddini bildirecektir.
Kuskusuz ki Türk'ün basina gelen bütün
bahtsizliklar, halkin akilci egitimden uzak kilinip seriat hamuru
ile yogurulmasindandir. Yine tekrar edelim ki halkin bilgisiz
kalmasinin sorumlulugu "din adamlari" ile "aydin" diye bilinen
siniflarin omuzlarinda yatar. Halki "çocuk" nitelgginden
yukari görmeyen bu siniflar, aslinda kendileri de
çocuk zekali olmakla beraber, yalan ve kurnazlik san'atinda
usta olmalari sayesinde, yüzyillar boyunca oyunlarini pek
etkili bir sekilde oynayabilmislerdir. Bu oyunlara son veren
Atatürk olmustur. Ancak ne var ki din duygularinin
sömürülmesine yeniden baslanildigi 1950 yilindan bu
yana ve hele 1960'lardan sonra sayilari giderek artan din adamlari
araciligiyle uygarca yasamlari dinsizlik, ya da Islam'a aykirilik
gibi gösteren kara bir zihniyet türemistir ki Türk
toplumunu her gün biraz daha birbirine düsman iki kampa
ayirmis gibidir. Atatürk düsmanligini ve laik'lik
düsmanligini körükleyen davranislar hep din adami
ile halk'in cahil siniflarinin is birligi sayesinde ortaya
çikmistir. Istanbul'da, Beyazit cami'inde Hoca efendi'nin
vaazini dinledikten sonra sokaga firlayan halk,
Üniversite binasini basmis, ögretim üyelerinin
odalarina girerek tehditlerde bulunmus, Fakülte Kitapligina
giderek: "Bu kitaplar yakilacak, buraya Kur'an'dan baska kitap
konmayacak" diye bagirip cosmustur. Diyanet Isleri Baskanligina
getirilen yüksek diplomali (!) din adamlarimiz, bu uygarlik
çaginda kadina hala dayak atmak'tan tutunuzda, Cennete
gidecek olan müslüman erkeginin 4000 bakire, 8000 dul ve
200 huri ile evlenecegine dair müjdeler vermege varincaya
kadar güldürücü fetvalar vermekle
mesguldürler.
Gerilerde biraktigimiz yüzyillar içerisinde nice aci
örnekler vardir ki cahil halkin din adami ile el ele ve ayni
safta olmak üzere "aydinliga" karsi ayaklandigini
gösterir. Çok gerilere gitmeye gerek yok, fakat
Cumhuriyet dönemimizin baslarinda tanik oldugumuz olaylara
göz atmak yeter. Menemen olayi devrim düsmani din
adaminin cahil halk'in destegi ile ne gibi cinayetlere
girisebileceginin en yeterli bir örnegidir. Resmi kayitlardan
okumaktayiz ki devrimlere ve uygarlik fikrine karsi ayaklanan ve
kendilerini "mehdi" olarak gösteren hoca'lar, devrim
temsilcisi genç subay Kubilay'in kafasini kör
biçakla keserlerken halk arasindan kendilerine
gönüllü yardimci bulmuslardir. Bir yazarimiz
söyle diyor: "Mehdi, elinde Kubilay'in kanli basi ile
dolasiyor. Bu arada katillere sigaralar ikram edilmekte, kesik
basi direge baglamak için halk arasinda haril haril ip
aranmaktadir. Ve bütün bu destege sebeb -'Seriat'in,
Padisahlarin, din'in geri gelecegi'- vaadidir. Halk
bilinçsiz sekilde bir seye tepki göstermek gerektigini
düsünürken bu tepkiyi katillere yardim etmek
biçimine dönüstürmüstür. Halkin
tutumu budur ve bu sadece Menemen'de degil, diger devrim aleyhtari
davranislarda da ayni olmustur... Fakat gerçek,
(bütün) bu olaylarda halkin, bazan
küçük bazan da büyük gruplar halinde
suçlulari destekledigidir". 636
Animsatalim ki Kubilay, halkin içinden çikma bir
devrimcidir; Atatürk devrimlerini savunan bir insandir. O
devrimler ki yüzlerce yil geri kalmis bir toplumu uygarliga
çikarmak için yapilmistir. Oysa ki halk, kendisini
devrim düsmani olarak hazirlayan din adaminin yaninda ve
desteginde olarak kendi içinden çikan ve kendisine
yardimci olmaga çalisan bir insani yok etmistir. Iste
bugün yine din adaminin pençesine teslim ettigimiz
halk, muhtemelen pek yakinlarda yeni Menemen olaylarina heves
duyan ve aydin kisilerin kesik baslarini elinde tutacak olan din
adamlarini alkislamaga alistirilmaktadir. Sivas vahseti bunun ilk
denemelerindendir.
Gerçekleri balçikla örtmeye ve örnegin
cahil yiginlari "Devrimci halk" ya da "Çarikli erkan-i
harb" ya da "Akilli ve zeki halk" gibi göstermeye
çalismak gereksizdir. Batil inançlara saplandirilmis
cahil yiginlara övgüler yagdirmak millete hizmet degil
ihanettir. Gerçek hizmet, gerçek yurtseverlik,
halkin yüzüne gerçekleri haykirmak, onu bin
yillik uykusundan uyandirmaktir. Halk'in suratina haykirilmak
gereken ilk gerçek ise, din adami'na kanmanin ve onun
yaninda yer almanin felaket yarattigi ve yaratacagidir.
"Hacce-i haç der -bagal'i hulheves,
Simdi sarik, simdi külah, simdi fes,
Ac basini söyle nesin hey teresi teres" "Paraca pulca bu yil hayli kalinlastin ha,
Din adami'nin bilgisizligini, kana susamisligini ve
halki yoksulluk ve kader felsefesi ile yetistirme gayretlerini
sergilemek için söyle der:
..................................................................................
Pek zebun-küs (düsman öldüren) diyemem amma
ezersin zayifi
Lüpe geldi mi taparsin semize Aygir Imam, 631 "Gece basti kara kapli kitap-oldu hakim,
Anirirken tepisen bunca ... (imam) hep alim!
Hepsi de kendisinin gittigi yol dogru sanir,
Razidir yaptigina az buçuk elden utanir!
Utanirken garazim menfaatinden korkar,
Yoksa her seye müsait o sarik, kanli yular" 632 "On üç yasinda bir kizi nikah
ederek,
Alir ve kendisi altmis yasindadir, bu .(!)..,
Imam degil mi ya? Bunlar seriat icabi,
Mahallede ileri kim gelirse ahbabi!" 633